Duygularına Bağımlı Olabilir Misin?

Gün içinde birbirinden çok farklı duyguları deneyimleriz. Üzüntü, öfke, mutluluk, özlem, kıskançlık, kırgınlık, mağduriyet, haz ve nicesi… Bunların hepsi bizi biz yapan, hissedilmesi çok doğal duygular. Ancak bazılarını her gün daha sık deneyimliyorsak oraya bir mercek tutmak gerekir. Zira içinde sıkça bulunduğumuz duygulara bağımlı hale gelebiliyoruz. Örneğin  öfke duygusunu sıkça yaşamak, her terslikte hızlıca öfkeye kapılmak gibi… Karakter özelliği ya da şartların getirisi diyerek normalleştirilebilecek bu durum, öfkeye bağımlı bir tavrı işaret edebilir…

Duygular nasıl oluşur?

Olumlu ya da olumsuz diye sınıflandırdığımız her duygu, beynimizin düşüncelere cevap olarak ürettiği kimyasalların, yani nörotransmiterler ve hormonların bir karışımıdır. Nörotransmiterleri sinirler arasındaki iletimin kimyasal aktarımını sağlayan elektriksel madde olarak özetleyebiliriz. Hormonlar ise organların çalışmalarını düzenleyen, aralarındaki haberleşmeyi sağlayan kimyasallardır. Beynimizde duyguları, nörotransmiterler ve hormonların çalışmaları sonucunda hissederiz. Bu kimyasalların kabulü içinse bedenimizde reseptörler yani alıcılar bulunur. Tüm farklı duygular için farklı alıcılar vardır. Bedende salınan kimyasal, ilgili reseptörüyle eşleşir ve biz ilgili duyguyu hissederiz. Biraz karışık gelse de süreç aslında basit. Duygu, bedende salgılanan kimyasallar ve o kimyasalların alıcılarıyla ortaya çıkıyor. Biz içimizde yaşanan hücresel düzeydeki kimyasal tepkimeyi duygu olarak algılıyoruz.

Duyguya bağımlı tavır nasıl gelişiyor?

Reseptörlerin yani alıcıların sayısı bağımlılığa giden yolu belirliyor. Çok bilinen bir bağımlılık, sigaradan bahsedelim. Dopamin hepimizin bir yerlerde duyduğu, bağımlılıkla ilgili en popüler nörotransmiterdir. Ve nikotin tüketiminin bağımlılık yaratması, beyindeki dopamin salınımıyla ilgili. Doğal yollardan dopamini tetiklemek mümkünken nikotinle bunu sağlamak daha yüksek dozda uyaran anlamına gelir. Daha yüksek dozda dopamini karşılamak için, beyin daha fazla alıcı üretir. Artan alıcıların sayısını doğal yolla tetiklenen dopamin salgısı karşılamaz. Beyin daha yoğun bir dopamin salınımına ihtiyaç duyar. Bunun için kişi bedenine daha önce tanıttığı, ulaşılması en pratik dopamine yönelir, yani nikotine…  Kişi beynin ihtiyacını gidermek için bir sigara daha yakar. Sürecin sonunda da nikotin bağımlılığı oluşur.

Beyin uzun süre, iradamizle veya irademiz dışında aynı girdiye maruz kaldığında o şeye bağlanmaya başlar. Tekrarlanan her neyse varlığına alışır ve biz onu yapmayı keserkek bu kez beyinde o şeyin eksikliği doğar. Sigarayı bırakmanın zor olmasının en büyük nedenlerinden biri budur… Psikolojik bağımlılık da devrede olabilir; psikolojik olarak aynı şeyi yapmaya ve sonuçlarına dair bir alışkanlık geliştirmiş olabiliriz. Bunu bırakmak mantıklı da olsa oldukça zor gelebilir. Alışkanlıklar eğer ki kendini çok tekrarlarsa, zararlı olsa dahi kontrol edilemez hale gelebilirler. Bunun dışına çıkabilme esnekliği de hissedilmiyorsa, herhangi bir maddeye veya sigara tiryakiliğine benzer mekanizmalar işin içine girebilir.

Duygulara bağımlı bir tavır geliştirdiğimizde de benzer süreç yaşanır. Kendiliğinden geliştiğini varsaydığımız duygularımıza, farkında olmadan sıkı bir alışkanlık kazanmış olabiliriz. Resmi bir tanı olarak kağıt üzerinde duygu bağımlılığından söz edemesek de, bağımlılık tavrına yakın bir durum söz konusu. Duygular sigara ya da alkol gibi olacak bir şey değil, duyguların varlığı bizim için elzem. Hissettiklerimize bir sigaraya bağımlı olduğumuz şekilde bağımlı olmayız belki ancak benzer bir tavırla aynı duygulara sürekli yönelmek mümkün.

Sürekli üzgün, kurban ve mağdur rolüne bürünmüş birini hayal et. Belki içinde büyüdüğü bir aile figürlerinden bunu gördü ya da gerçekten hayatının bir döneminde her şey onun üzerine geliyordu. Bu şekilde hissetmek ve davranmak oldukça işlevsel ve yerinde idi. Ve o kişi aile büyüğünden öğrendiği ya da yaşadıklarının tetiklediği şekilde hayatının bir döneminde kurban olduğunu sıkça hissetti. Bu duyguyla her buluştuğunda hormonlar ve nörotransmitler görevinin başındaydı ve ilgili alıcılara kimysallarını iletti. Beyin bunları sıkça almaya başladı, alıcıların sayısı gitgide arttı ve artık o duygu kendinden bir parça gibi oldu. İşte bu noktada bağımlılık süreçlerine benzer bir süreç başlar: Kişi mağdur rolünü iyice üzerine giyer ve beyin alışkın olduğu süreçlere dair girdilere, uyarıcılara hassaslaşmıştır, her durumu kurban gözüyle yorumlamaya, buna dair duygulanımlara ve davranış dürtülerine çok çabuk geçiş yapabilir. Nihayetinde acıların insanı olmak  kişinin değişmez bir özelliği olmuş gibidir ve hayatının genelini etkilemeye başlayabilir.

Duygu bağımlı tavrımızdan nasıl kurtuluruz?

Öfke, mutsuzluk, acı, korku, endişe, düşük özgüven ya da mağduriyet sıkça rastlanan negatif duygulardan bazıları… Duygulara bağımlı bir hale tutkun olanların daha çok bu negatif duygulara meyilli oldukları görülüyor. Gündelik hayatta güdüsel olarak bu negatif duyguları sıkça yaşıyor olmak bunun en kuvvetli sebeplerinden biri olabilir. Farkındalıkla davranmaktan uzak, dürtülerimizle hareket ettiğimizde negatif duygulardan birinin içine sıkça giriyor ve ona farkında olmadan saplanıp kalabiliyoruz.

Sigara, uyuşturucu, alkol gibi maddeler fark edilmesi nispeten kolay bağımlılıklar. Kişinin kendisi tarafından gözlemlenerek, yakın çevrenin ya da bir terapistin biraz dikkat kesilerek bu bağımlılıkları tespit etmesi mümkün. Ancak duygulara bağımlı bir tavrın ayırdına varmak çok da kolay olmuyor. Karakteristik bir özellik olduğu düşünülebiliyor. Ayrıca olayları genelde yaşayan kişinin ağzından dinlediğimiz için, sadece üzücü şekilde mağdur olduğunu zannedebiliriz.

Terapist desteği her psikolojik sorunda olduğu gibi burada da elzem. Bu konuda çalışan bilim insanlarının tedavi için dikkat çektiği ilk adım farkındalık. Fiziksel olmayan, tamamen içimizde yaşanan bu bağımlı hali fark etmek içinse meditasyon, çok kıymetli bir rehber. Bilinçli farkındalık meditasyonlarıyla yakından baktığımız zihnimizi tanıyıp, hangi düşünce ve duygulara meyilli olduğunu görmeye fırsat buluruz. Ve varsa duygusal bir saplantımız, onu keşfetmemiz de mümkün olabilir.

Şimdi dön ve kendine bak. Sıkça tekrarladığını gözlemlediğin ve saplanıp kaldığın bir duygun var mı? Eğer varsa bunu görüp, kabul edip ve nihayetinde dönüştürmene meditasyon destek olabilir. Unutma inanmak başarmanın yarısıysa, farkındalık da dönüşümün yarısıdır.

Bir cevap yazın