Öfke Bir Öğretmen Olsa

Öfkeye yakından bakmayı sürdürüyoruz. Bu yazımızda aynayı baş aşağı çevirip bakış açımızı değiştirmek niyetimiz: Öfke bize neler öğretir? Kötü etiketiyle aramıza mesafe koyduğumuz duygulardan ders çıkartmak aşina olduğumuz bir yaklaşım olsa da, öfke bu kategoride pek de akla gelen  bir duygu değil. Onu en fazla kontrol altına alır, rüzgarında savrulmamaya çalışırız. Bize bir katkısı yoksa, evrimsel süreçte neden bizimle kaldı diye hiç düşündün mü? Cevabı hayır olanları yazımıza bekliyoruz. Evet diyenlerdenseniz belki yorumlarınızla hepimizin ufkunu genişletebilirsiniz 🙂 

Öfke bir öğretmen olsa onun dersine girer miydin?

Evrim, bizi biz yapan duyguları bir bir sistemimize yüklerken öfkeyi de ekibe dahil etti. Bizler onun varlığını hep bildik ancak onu hep kötü bildik. Öyle ki M.Ö 2500 yılında Sappho “Öfke dolunca kişinin göğsü, tutmalı geveze dili.” dizelerini yazarak içinde yaşadığı döneme dair gözlemini ifade etmiş. Aradan geçen bunca zamanda öfkeye bakış açımız pek de değişmiş değil. Halen öfkelendiğimizde susup sakinleşmeyi beklemenin doğru bir yol olduğuna inanıyoruz. Bunu yapmamızın altında, öfkenin yaşanmaması gereken bir duygu olduğu inancı yatıyor. Biz bugün aynayı tersine çevirip, evrimin öfkeyi niçin yaşatmayı sürdürdüğüne bakacağız.

Öfke bizi tehlikelere karşı uyarır, harekete geçirir ve korur. Bu nedenle onu sistemimizde tutmayı sürdürüyoruz. Bu yanıyla öfke, işlevsel bir duygu haline gelebilir. Öfkeyle problem çözmek yerine, öfkenin bizi probleme götürmesine izin vermek oldukça ince ama yolumuzu çizen bir ayrıntı olur.

Günümüzden 10.000 yıl önce avlanırken, bir başka avcının önünüze geçmesi sizi öfkelendirirdi. Altında kişisel sınırın ihlali bulunurken hayatta kalma güdüsü de yatardı; doymak ya da aç kalmak… O ormanda hikayeler farklı yazılırdı. Ancak bugün bir şoförün sinyal vermeden seni sollayışında ortaya çıkan öfkene hiç baktın mı? Hayatına kasıt ne derece söz konusu? Yoksa seni öfkelendiren aslında dikkate alınmamak olabilir mi?

Anlat öfkem; kulağım sende

Öfke bizi, bir problem sahibi olduğumuz konusunda uyarır. Bir sorun bulunduğunu ve onu çözüme kavuşturmamız gerektiğini anlatır. Örneğin; yıl sonu raporunu tamamlamak için ekip arkadaşının sana göndermesi gereken dosyayı bekliyorsun ve kendisinden o mail gelmiyor. Arkadaşına yavaş yavaş öfke duymaya başlıyorsun. Aklından türlü türlü öfke patlaması senaryoları geçiyor. Bunlardan birini hayata geçirmek mi, dönüp o öfkenin sebebine bakmak mı seni verimli çalışmaya götürürdü? Beklenen dosyanın gelmemesiyle öfkelenmenin altında; raporun yetişemeyecek olması, ardından müdüründen işiteceklerin, hanene eksi yazılacağı varsayımı, işinin tehlikeye gireceği gerekçeleri olabilir mi? Öfkeyi arkadaşına mı, olası senaryoları yazdıran tehdit algısına mı duyuyorsun? Bir dahaki öfke anında buna yakından bakmayı deneyebilirsin.

Öfke bize ihtiyaçlarımızı gösterebilir. Yorgun bir günün sonunda sevgilinle uzanıp film izlemeye ihtiyacın varken zil acı acı çalar ve annen elinde kap kap yemeklerle karşında duruyordur. Bir bardak çayınızı da içer… Yorgun olduğunu bildiği çocuğuna destek vermek üzere tüm gün arı gibi çalışan anneyle, pizzacıyı aramak üzere olan çift öfke patlaması yaşamak için iki güçlü rakip oluvermiştir. Oysa annenin ihtiyacı görülmek, takdir edilmek ve iletişim kurmak… Çocukların ihtiyacı ise hiçbir şey yapmadan fiziksel ve zihinsel olarak dinlenmek. Eğer iki taraftan biri kontrol etmek yerine öfkesine yenilirse, sonradan çok üzülecekleri sözler sarf edecekleri aşikar. Fakat öfkeyi kontrol edip geçiştirmek yerine, neden öfke duyduklarına bakmaları durumu değiştirebilir. Kurulacak sağlıklı bir iletişim, benzer bir ziyaretin yinelenmesinin önüne geçebilir. 

Öfke bizi motive edebilir, cesaret verebilir. Atmak istediğimiz adım için itici güç olabilir. İş yerinde hak ettiğini düşündüğün pozisyona bir başkasının atanacağını duyduğunda bunun sende öfke yaratması çok normal. Ancak ne olası diğer adayın ne de seni görmediğini düşündüğün müdürün bunda bir suçu yok. Ortada bir suç veya suçlu olup olmadığı belirsizken, o iki kişiye öfkeni boşaltmanın sana herhangi getirisi olmayacak. Öfkenden nasiplenecek bir diğer olası kişiyse asıl sen olabilirsin, yeterince kendini göstermediğine dair yargılarınla. Ancak kendini suçlaman da seni o koltuğa oturtmayacak. Öfke seni tam bu noktada motivasyona itebilir; çekingenliğini atıp müdürünle görüşmeye cesaret verebilir, yeteneğini ve işe katabileceklerini göstemeye motive edebilir. Öfkeyi burada nasıl kullanacağın ise, senin farkındalık seviyenle ilgili…

Öfke, farkındalık kazandırabilir. Küçük kardeşin ya da belki çocuğun renkli kalemlerle evin duvarlarını tablo gibi kullandığında, sen o küçüğe öfke duyuyor ve tepki gösteriyorsun. Ortaya çıkan duygunun sebebi tepkiyi gören çocuk mu, özenle dekore ettiğin duvarlarının kirleniyor oluşu mu, yoksa senin onları sürekli temizlemek zorunda kalman mı? Çocuk sadece çocukluğunu yapıyor. Ona göstereceğin öfke soruna pek de çözüm getirmeyebilir. Yüzeysel bir tavırla öfkeyle müdahale ettiğin anda sorun çözümlenmiş görünebilir. Ancak belki de çizim yeteneği yüksek bir ressamın olası kariyerini başlamadan bitirmiş oldun! Ona kısa cümlelerle izah etmek ve farklı çizim alanları oluşturmak farkındalık kazanması için iyi bir yol olacaktır. 

Öfke halen kötü bir his mi?

Öfke, sana seni gösterir. Ne istiyorsun? Kimden ne bekliyorsun? Belki de en önemlisi bunlara hangi eksik yanınla, niçin ihtiyaç duyuyorsun? Öfke anında ona kapılmak yerine durup onun ne dediğine bakmak, yine sana hizmet edecek. Buna bir adım atmak için meditasyonun rehberliğini kullanmaya ne dersin? 

Bir cevap yazın