Yaşama Amacını Sen Belirle, Egona Kanma

Hayatın bir amacı var mı ya da olmalı mı? Zaten öleceksek ne için yaşıyoruz? Yaşama amacı sonradan mı belirlenir yoksa her birimizin alnımıza mı yazılmıştır? Bakış açısı ve inançlar, sorularımızı da yanıtlarımızı da çoğaltabilir. Yaşama amacımız, yaşamlarımızın amacını bulmak olabilir mi? Ve tüm bunların içinde egomuz nerede duruyor?

Egon Hayatının Neresinde?

Ego genellikle negatif anlam yüklediğimiz bir kavram. Ancak bu algıyı yaratan biziz. Ego kelime anlamıyla “ben” demek ve varoluşumuzun en önemli yapı taşlarından biri. 0-10 yaş arasında şekillenir. Gerçeklik algımızı oluşturur, bir karar verirken kullandığımız bir süzgeç görevini görür. Egonun  merkeze “ben”i koymasıysa işleri karıştırır. Evet, hayatta kalmak için egomuza ihtiyacımız var. Fakat her şartta gözettiğimiz yalnızca kendimiz olduğunda, empatiden uzaklaşabiliriz.

Ego ilk sıraya kendi çıkarlarını koyabildiğinden onun kötü bir şey olduğunu düşünüyoruz. Oysa egomuz bizim bilinç düzeyimiz. Bu yüzden sorun bir egomuzun olması değil, bilincimizin sürekli isteklerde bulunan egomuzun farkında olmaması.

Kendine Ne Cevap Verdin?

Hiç olmazsa bir kez kendine sormuşsundur ya da emin ol soracaksın: “Neden hayattayım?” Bu soru genelde bir çıkmaza girdiğimizde, işler yolunda gitmediğinde aklımıza düşer. Cevabıysa her birimiz için kişiseldir. Bazılarımız bir amaç bulamaz; daha büyük çıkmazlara düşebilir ve bunun normal olduğunu düşünebilir. Bazılarımız ise kendini tatmin edecek, tutunacak bir yanıt bulur ve onun uğruna canla başla çalışmaya koyulur. Bu, kişiyi hayatta tutar, ona güç verir. Hedefine ulaştığını düşünen kişiyse öylece kalakalır, çünkü yapacak bir şeyi kalmamıştır. Ya da daha fazlası için yeni bir mücadeleye girer. Çatallaşan bu iki yol egonun etkisinde şekillenir, çünkü ikisi de “ben” kavramının buyruğundadır. Yani tüm yollar egoya çıkar. Bu yollar kendini bazen bir durum, bazen de hedef olarak ortaya koyar. Kazanmak istediğin başarı, ait olmak istediğin bir organizasyon, ulaşmak istediğin bir nesne ya da kişi veya mutlu, zengin, sevilen biri olma isteği…


Hayat amacımızın mutlu olmak olduğunu söylemek, egomuzun buyruğunda yaşamaktır.

“Yaşama Amacım Mutlu Olmak”

100 kişiye sorulan bir anket yapıp yaşama amaçlarının ne olduğunu soracak olsak, en sık aldığımız yanıt “mutlu olmak” olurdu. Elbette hepimiz mutlu olmak isteriz. Fakat mutlu olmak yaşama amacı olabilir mi?  Mutlu olmak istediğimizi söylerken genellikle neleri kastediyoruz, bir göz atalım: İyi bir kariyer ve maddi gelir, bir araba, güzel kıyafetler, bir daire, başarı, haz dolu bir ilişki… Hepsinin içinde bir benlik duygusunun gizli olduğunu görebiliyor musun? Ve hiçbirinin kalıcı olmadığını? Aslında bu saydıklarımızın her biri geçici keyifler. Bunlardan birini elde ettiğimizde ona zaman içinde alışıyoruz. Bir süre sonra alıştıklarımız bize yetmemeye başlıyor ve daha fazlasını istiyoruz. “Ego sadece geçici olarak tatmin olur ve bu yüzden sürekli daha fazlasını arar. Bir şeyler satın almaya devam eder, sürekli tüketirsiniz.” [1]

Mutluluk yaşamımızı sürdürmek için bir araç olabilir ve ona pek çok kaynaktan ulaşabiliriz. Şükretmek, kabullenmek, şefkat duymak ve paylaşmak mutluluğu dolu dolu hissettiğimiz anlar yaratır. Bu duygular içlerinde egoyu pek barındırmazlar, geçici değillerdir ve peşlerinden koşmayız. Başka bir deyişle, mutlu olmak için şükretmeyiz. Mutluluk, şükranla birlikte bize bir hediye olarak gelir.  Yani gerçek mutluluk hayata kendi bakış açımızdan bakmayı bırakıp, görüş alanımızı genişlettikçe, kendimizin ötesine geçtikçe erişilebilir. İçimizdeki o ben algısını yaratan ego yerine, hayata güvendikçe anlam bulmaya başlarız.

“Egomun Buyruğunda Olmasaydım…”

Bu yukarıdakileri okuyunca şu içinden geçiyor olabilir: “Egomun buyruğunda olmasaydım, kendi öteme geçebilseydim, ne kadar da mutlu olurdum!” Bunu bana egom söylüyor. Mümkün olmadığını bile bile, bana yeni bir hedef sunuyor.  Haydi bir anlaşma yapalım: Egomuzdan kurtulmak mümkün değil! O varlığını zihnimizde sürdürecek. Kaçmaya çalışmak bir illüzyon adeta, ufuk çizgisini yakalamaya çalışmak gibi…

Bunun yerine yapabileceğimiz şey egomuzun farkına varmak. Egomuzu fark ettiğimiz an, giydiğimiz renk renk gömleklerin düğmelerini çözmeye başladığımız an. Çoğumuz kafamızın içindeki seslerin kendi sesimiz olduğunu düşünerek yaşıyoruz. Yeşil, mavi, kırmızı, çizgili, çiçekli, kareli onlarca gömleğin bize ait olduklarını, hatta benliğimizin bizzat kendileri olduklarını sanıyoruz. Halbuki onlar egomuzun renk ve şekil değiştirmiş suretleri.

Amaçsız Yaşanır mı?

Yüzyıllardır nice filozof, aydın, bilim insanı ve teolog aynı soruya cevap aradı ve net bir yanıta ulaşamadı. Misal nihilizmin savunucularından Nietzsche; yaşamın amacının olamayacağını, sonsuz tekrar edilen bir hiçlik olduğunu öne sürdü. Logoterapinin kurucusu psikiyatr Victor Frankl ‘İnsanın Anlam Arayışı” kitabında yaşama amacının, hayatın anlamını bulmak olduğunu söyler ve bunun bireysel olduğunu, tek bir ortak anlam olmadığını ekler. İlahi dinler ibadete ve ölümden sonrasına işaret eder. Psikanalize feminist bir bakış açısı getiren Karen Horney ise “Yaşama amacımız sadece yaşamaktır” görüşünü savunur.

Hayat amacı ne kadar öznel olsa da, yadsıyamayacağımız bir ortak yaşam amacımız var: Hayatta kalmak ve soyumuzu sürdürmek. Belirlediğimiz bireysel hedeflerden bağımsız, kendi irademiz dışında var olan bu içgüdüsel yaşam amacı aslında tüm hayatımızı şekillendiriyor. Her ne yapıyorsak yaşamak için ve çok değerli bulduğumuz soyumuzu sürdürmek için yapıyoruz. Bunun farkında olalım ya da olmayalım; Seçtiğimiz eğitim, evlendiğimiz kişi, para kazanmak için verdiğimiz emek, çocuk sahibi olma arzusu ve onu yetiştirme biçimimiz aynı amaca hizmet ediyor. Bu amaçlar dışındaki her amaç, geçici kalıyor ve hayatın belirli döneminde ortaya çıkıp, sonra bitiyor. Sen de hayatının amacı olduğunu düşündüğün, tutkuyla bağlandığın ama zamanla alevin söndüğü bir tutkunu hatırlıyor musun?

İşte bu örnek bile bize bazı şeyler anlatıyor. Hayatımızın tek bir amacı yok. Yaşamda kalma mücadelesiyle gelen bir evrimsel amacımız olduğu doğru. Bunun yanında ise insan olmanın getirdiği tutkularımız var. Bu tutkular zamandan zamana değişim ve dönüşüm halindeler, aynı bizim ve sözde amaçlarımız gibi. Buradaki en önemli soru şu: Egonun bitmek bilmeyen isteklerine karşı durabilir misin? Sürekli bir şeyleri aramak ve bulmaya çalışmak yerine, o andaki anlamı yaşayıp, hayatın değişkenliğine ayak uydurabilir misin?

Egomuzu yok edemeyiz ama onun isteklerine otomatik olarak itaat etmeyerek, haklı çıkmak uğruna gözümüzü karartmayarak ya da birine yardım elimizi hiçbir beklenti için girmeden uzatarak onunla yaşamayı kolaylaştırabiliriz. Böylece içgüdüsel yaşama amacımızı yani aslında hayatın kendisini çok daha huzurlu, yalın ve gerçek sürdürebiliriz.

Ölüm, siz olmayan her şeyin soyulmasıdır. Yaşamın sırrı ‘ölmeden ölmek’ ve ölüm diye bir şeyin olmadığını görmektir.” der Eckhart Tolle. Bir nebze olsun buna yaklaşmak belki de, yaşama amacın olabilir mi?

[1] Var Olmanın Gücü, Eckhart Tolle

1 Yorum

Nimet için bir cevap yazın Cevabı iptal et