Yeme Bozuklukları ve Vücut Algısı

Yemekle hepimizin bağı var; bazımızın güçlü bazımızın zayıf… Bu bağların aşırı güçlü ya da aşırı zayıf olduğu durumlar yeme bozukluklarına işaret edebiliyor. Kendini nefessiz kalacak kadar hızlı yemek yerken veya nasıl göründüğünün endişesiyle yemek yemekten kaçınırken ya da fazla miktarda yediğini düşünüp kusarken buldun mu hiç? Sen bu durumlara yabancı gözlerle bakıyor olsan da, listelenen bu durumlardan birini yaşayanların sayısı gün geçtikçe artıyor.

Yeme davranışlarındaki anormalliklerle gözlenen yeme bozukluğu aşırı ya da yetersiz gıda tüketimini işaret ediyor. Yeme bozukluğu ise kendini farklı farklı şekillerde gösterebiliyor:

• Anoreksiya Nervoza: En basit haliyle kilo almaktan çekinmek demek. Anoreksik bir kişi sağlıksız durmasına karşın, aynaya bakınca karşısında halen “kilolu” birinin durduğunu görür. Yeme miktarlarını çok düşürür, bunun yanı sıra spor gibi bedensel aktivitelere hayatlarında büyük alan açabilir.

• Bulimiya Nervoza: Bu rahatsızlık içinde olanları tıkanırcasına yerken ve ardından yediklerini kendi iradeleriyle bir anda boşaltır yani kusar. Elbette biz bunu göremeyiz çünkü bunu gizli saklı yapar. Kilo takıntısı olduğu için yemek istemez. Buna engel olamadığında kendisini kusturur. Devamlı suçluluk çeker.

• Binge (Tıkanırcasına) Yeme Bozukluğu: Kontrolsüzce ve tıkanırcasına yiyenleri bu başlık altında gruplandırabiliriz. Peşinden herhangi telafi hareketi görmeyiz. Bir insanın obezite sorununu yaşamasına bu sebep olabilir.

Sorun Nerede Başlıyor, Çözüm Nasıl Geliyor?

Yeme bozukluklarının ardında yatan kesin ve tek bir sebep yok. Ancak genetik faktörler, düzensiz hormon fonksiyonları, psikolojik problemler, zayıflığın mecbur koşulduğu ve görselliğin ön planda olduğu meslekler ve toplumdaki ideal beden algısının bu problemlerde büyük bir payı var. Bahsettiğimiz 3 kategorinin her biri ciddi fiziksel rahatsızlıklara kapı aralamakta. Kimisi maalesef ölüme bile yol açabiliyor. Bir psikolog ve/veya psikiyatrist desteğiyle iyileşmenin mümkün olacağı yeme bozukluğu için kullanılan en yaygın terapi metodu ise “kognitif terapi”.

“Kognitif terapi modelinin dediğine göre, duygularımız ve davranışlarımız olayları algılayış biçimimizden oluşuyor. Başka bir deyişle, biz olaylardan değil, olaylara bakış açımızdan ve onlara getirdiğimiz yorumlardan etkileniyoruz.”

Kulağa tanıdık geldi mi? Meditasyonun bize devamlı sunduğu bu görüş, yeme bozukluğu tedavisinde kullanılan psikolojik yöntemde ilk karşımıza çıkan şey. Meditasyonun bize öğrettiği yargısızca anda kalma hali, kognitif terapide bilimsel verilerle ve bir yol haritasıyla birleşerek hastaya ulaşmayı, onu içinde bulunduğu sıkışmışlıktan kurtarmayı amaçlıyor. Öyleyse meditasyonu ve bilinçli farkındalığı yeme bozukluklarında bir destek olarak kullanmak kolay, pratik ve etkili bir yol olamaz mı?

Üç Farklı Bozukluğa Tek Bir Fener Tutmak Mümkün


“Okumakta olduğunuz satırları yazan ben dahil pek çok kadın, dış görünüşüne hayatının bir döneminde takıntı derecesinde önem verdi. Bunu sesli söylemenin bir mahsuru yok. Neticede biz yine aynı biziz. Duygusal bir çıkmazdayken en sevdiğimiz tatlıyı tek nefeste kaşıklamış olabiliriz. Ama gene de aynı biziz!”

Bilimsel veriler, yeme bozukluklarının ağırlıkla kadınlarda ve erken yaşlarda görüldüğünü söylüyor. Terazinin ağır basan tarafında kadınlar olsa da, erkekler de yeme bozukluklarıyla mücadele ediyor. Cinsiyetimiz her ne olursa olsun, yukarıdaki minik örnekler hastalıktan muzdarip olanları bir nebze olsun anlamamız içindi. Kim bilir, belki bizler de bu hastalıkların kıyısından dönmüşüzdür…Eğer öyleyse bizi durduran ne oldu, farkına varmamız olabilir mi? Anda farkındalıkla kalmanın getirileri nelerdir, gelin birlikte bakalım.

Anoreksiya Nervozada tedavisinin başarısız olma nedenleri arasında, kişinin zayıf kalmayı “başarı” olarak görmesi yatıyor. Bu algının değişmesi için meditasyon bize nasıl yardım edebilir? “İdeal beden” ve “zayıflık olması gerekendir” yargılarının gerçek olmadığını anlamak için; anda yargısızca kalmak güçlü bir destek olabilir. Bunu denemeye değer! Nefesini takip etmek, içinde bulunduğun anın hisleriyle yargısızca kalmak yani kendinle bağ kurmak düzenli tekrarlandığında çok şeyi dönüştürüyor, biliyorsun. Bu eğer izin verirsek yeme bozukluğuna da dokunabilir.

Meditasyon benzer bir desteği Bulimiya Nervozaya nasıl verebilir? Meditasyon, yedikten sonra duyulan suçluluk duygusu ve peşinden gelen kendini kusturma işlemi için bir farkındalık yaratabilir. Yaşadığın suçluluğun altında neler yattığına, halıyı kaldırıp bakmak istediğinde bir fener tutar. Kendini kabahatli hissettiğinde gelen düşünce ve baskın inançlar her neyse onları keşfettikçe terapistinle paylaşabilirsin. İyileşme yolunu daha bilinçli ve belki biraz daha hızlı yürüyebilirsin.

Binge yani tıkanırcasına yeme bozukluğu yaşıyorsan ana gelmen çok önemli. Yeme bozukluğunun bu kategorisinde fiziksel olarak rahatsız hissedinceye kadar, normalden hızlı ve duyulan ihtiyaçtan fazla yemek tüketimi söz konusu. Deyim yerindeyse bilincinin devreden çıktığı, gözü dönmüş bir hal var. Yaşamının bir parçası haline gelen bilinçli farkındalık meditasyonları, yeme dürtüsü her geldiğinde ona kapılmanı engelleyebilir. Bu sayede beyninde oluşturduğun yeni yollar sana gerçekten acıkmadığını, durmanın mümkün olduğunu söyleyebilir. Kendine yeni bir rota çizebilirsin.

Yemeğe Bir de Bu Yöntemlerle Yaklaş

Terapi yoluyla ve gerekiyorsa diyetlerle yapılan tedavinin esas olduğunun altını çizerken, bilinçli farkındalık yaklaşımının yeme bozukluğunda yabana atılmayacak bir desteği olduğunu görebiliyoruz. Bu yüzden:

➢ Yavaşla: Beynine yemek yediğin sinyali sen yerken değil, sen yedikten 20 dakika sonra gidiyor. Bu yüzden bir çırpıda değil, daha yavaş bir tempoda yemek sadece hazım sorunlarını çözmekle kalmaz. Aynı zamanda fiziksel olarak doyduğunu anlayabilmen için en doğru yolun olur.

➢ Mideni Dinle: Gerçekten aç mısın? Yoksa zihnin mi sana yemeni söylüyor? Midenden gelen gurultular varsa, evet, iyi bir dinleyicisin. Kendine gerçekten kulak verdiğin takdirde sadece tıkanırcasına yeme bozukluğunda değil, anoreksiyada da kendine yardım edebilirsin. Aç hissettiğinde ye ve bunun senin bir ihtiyacın olduğunu daha iyi anlayabilirsin!

➢ Rastgele Yeme:İçinde bulunduğun koşullara göre bir öğün düzeni belirle. Böylece seni iyileşme yoluna sokacak bir rutin oluşturabilirsin. İş yerinde ya da evinde yiyecekleri sürekli göz önünde açıkta bırakmamaksa aklının sürekli yemeğe gitmesine engel olabilir.

➢ Sağlıklı Besinlere Yer Aç: Yoğun karbonhidratlı ve ulaşımı kolay yiyecekleri, sağlıklı besinlerle değiştir. Bunu yaparken senin için bir anlamı olmayan, “sadece” sağlıklı olduğu için seçtiğin bir yemek, bu egzersizin “sadece” ömrünü kısaltmaya yarar.  O yüzden tadını sevdiğin ama sağlıklı olan besinler seç. Tatlı ihtiyacın için kuru üzüme ne dersin? Farkındalıkla tüketim anoreksiya ya da bulimiyaya da uyarlanabilir. “Öcü” diye baktığın yiyeceklerin aslında sağlıklı, kilonu kontrol edebilen versiyonları doğada kendiliğinden yer almakta. Onları yiyerek sağlıklı bir kiloda kalabilirsin.

➢ Tabağınla Bağ Kur: Bilinçli farkındalıkla yemeyi mümkün kılan en iyi yollardan biri, besinlerin önüne gelmeden önce hangi süreçlerden geçtiğini düşünmek olabilir. Zengin bir salatanın içinde bulunan türlü yeşillikler, domates, turp, salatalık, havuç ve nice renkli sebze nasıl yetiştirildi, nasıl hazırlanıp sana sunuldu? Dur ve bunu gözünde canlandır. Nazikçe kestiğin pizza dilimi için hamur nasıl yoğruldu ya da bir ısırık aldığın mantarlar hangi ormanın derinliklerinden toplanmış olabilir? Yemeğe giren her şeyi göz önünde bulundurduğunda, zaman ve çaba veren herkese, katkıda bulunan evrenin tüm unsurlarına, şükran duymak yemeğe bakış açını değiştirebilir. Sadece bizim için değil, tüm gezegen için yiyeceğimizde sürdürülebilirlik konusunda daha akıllıca seçimler yapmaya başlayabiliriz

➢ Yemek Yerken Sadece Yemek Ye: Çoğumuz herhangi öğünden sonra kendimizi benzer cümleleri kurarken buluruz Bunlardan en meşhuru da şudur: “Ben mi yemeği yedim, yemek mi beni yedi, anlamadım.” Çiğnediğimiz lokmaları çiğnediğimizi fark ettiğimizde, çok sevdiğimizi söylediğimiz o yemeğin daha çok tadına varırız. Belki bu sayede normalde yediğimizden daha az miktarda yeriz. Ya da tam tersi tadını beğendiğin ve bedeninin ihtiyaç duyduğunu gözlemlediğin o besine midende daha fazla yer açılır da zayıflık takıntısıyla kendine eziyet etmeyi bırakırsın. Farkındalıkla yemek, sana ihtiyacın olanı verebilir.

Sor Midene: Ne Cevap Veriyor?

Tüketimin her alanda zirveye çıktığı çağımızda, yemek yemek de uçlarda gerçekleşiyor. Ya hiç yemeyip kendi sağlığımızı tüketiyoruz ya da çok yiyip yine kendi sağlığımızı tüketiyoruz. Kendine karşı bu acımasızlığa sebep olan ne, hiç dönüp baktın mı? Midene sor gerçekten aç mı? Açsa ona ihtiyacı olanı ver, yaşça büyük hemcinslerinden duyduğun “Ben evlendiğimde 45 kiloydum” belki de bir hayal ürünü! Ya da değil… Ne değişir? 16 yaşındayken annemin nişanlığına girememiştim. Belki benim kemik yapım incedir. Beni uzunca bir zaman içten içe üzen bu tecrübeye şu an gülüyorum. Sağlığını tehlikeye atmadığı sürece bedenindeki yağlar senin. Kimse 34 beden olmak zorunda değil. Sağlığını tehlikeye atmadığın sürece yemeye elbette devam edebilirsin. O yüzden zihnine değil, midene kulak vererek. Gurultular senin yemek müziğin olsun, dinle ve kendini ritme bırak…

1 Yorum

Bir cevap yazın