Kimlik Hırsızı Sendromumu Nasıl Yenerim?

Başarısızlığın nasıl bir his olduğunu hepimiz biliriz. Güzel bir his olmadığı kesin. Şevkimizi kıran, moralimizi bozan ve izin verdiğimiz takdirde bizi yıldırabilen bir his. Başarı ise genellikle bunun tam tersi. Başarı kendimizi iyi hissetmemizi sağlar; sarfettiğimiz çabanın, vaktin ve kararlılığımızın karşılığını almak, ne kadar değerli olduğumuzu fark etmemizi veya hatırlamamızı sağlar. Bu yüzden hepimiz başarılı olmak isteriz. Ama aramızda başarılarımızın keyfine varamayanlarımız; çok çalışmış olmalarına karşın başarılarını hak etmediklerini hissedenler var. Kimlik Hırsızı Sendromu olarak bilinen bu durumu yaşayan insanlar aynaya baktıklarında bir sahtekarı görürler. Peki neden? Neden bazılarımız uğruna çok çalıştığımız başarılarımızı hak etmediğimizi hissediyoruz? Daha da önemlisi, bu histen nasıl kurtulabiliriz?

Kimlik Hırsızı Sendromu tam olarak ne?

Kimlik Hırsızı Sendromu temelde bir çeşit özgüvensizlik. Başardığımız şeyleri aslında hak etmediğimiz, sahtekarın teki olduğumuz hissi… Söz konusu başarı ister bir terfi olsun, ister bir sınavda aldığımız iyi bir not, ister basılan bir eserimiz… Kimimiz sürdürdüğümüz hayatı aslında hak etmediğimizi hissederiz: İyi bir ev, sevgi dolu bir aile, düzgün, sevdiğimiz bir iş, bize değer veren dostlar…

Kimlik Hırsızı Sendromu terimini 1978’de Rose Clance buldu. Clance bu terimi çok başarılı ya da yetenekli insanların, başkalarının da en az onlar kadar yetenekli olduklarını ya da başardıkları şeyleri en az onlar kadar hak ettiklerini düşünmeleri olarak tanımladı. Yani başarılarını aslında hak etmedikleri hissi olarak… Kimlik Hırsızı Sendromu ve arkasında yatan psikoloji hakkında daha bolca araştırma yapılması gerekse de, geçen yıllar sendromun kendisini ve onu nasıl çözebileceğimizi daha iyi anlamamızı sağladı. İşte bunu yapmak için başvurabileceğimiz yöntemlerden bazıları:

Açık Konuşmak

Ne kadar özgüvenli, başarılı olursak olalım hepimiz arada sırada kendimizden şüphe ederiz. Aklımıza düşen şüphe ve kaygılarımız her birimizi arada sırada oyalar:

“Acaba zam istemeli miyim? Zam almayı gerçekten hak ediyor muyum?”

“O kadın/adam benim gibi birinden neden hoşlansın ki?”

“Bu konuşmayı yapacak en doğru kişi gerçekten de ben miyim? Benden daha kalifiye kimse yok mu?”

Problem hepimizin arada sırada şüpheye düşmesi değil. Problem bu şüphelerimizi dile getirmememiz. Şüpheye düşüp kendimizin veya başarılarımızın söz konusu olduğu yerde özgüvensizlik çektiğimizde bu düşüncelerimizi genelde başkalarıyla paylaşmayız; onları eşlerimize, ailelerimize ve dostlarımıza anlatmayız. Çünkü bir yanımız korkularımızı doğrulayacaklarından korkar. Ancak gerçek şu ki, paylaşmaktan çekinerek aslında kendimize daha çok zarar veririz. 

Şüphelerimizle özgüvensizliklerimizi başkalarıyla paylaşmamayı seçtiğimizde kendimizi yalnızlaştırmakla kalmayız. Aynı zamanda sevdiklerimizin kendi şüphelerini ve özgüvensizliklerini bizimle paylaşmalarını da güçleştiririz. Neyi gerçekten hak edip neyi hak etmediğimiz konusunda özgüvensiz düşünceler aklımıza üşüştükçe, kendinden böyle şüphe eden tek kişinin kendimiz olduğuna inanmaya başlarız. Bu inanç da başarılarımızı hak etmediğimiz fikrini destekler. Nasıl hak edebiliriz ki? Başkaları, hani başarılarını hak eden o insanlar, bizim gibi hissetmezler ne de olsa… Bu düşünce şekli bizi bir döngüye hızlıca hapseder. Kendimizden şüphe ettikçe daha da yalnızlaşırız, yalnızlaştıkça kendimizden daha çok şüphe ederiz. 

Buna karşın şüphelerimizi, özgüvensizliklerimizi ve düşüncelerimizi başkalarıyla paylaşırsak aynı anda iki şey birden başarırız. Öncelikle etrafımızdaki güvendiğimiz, sevdiğimiz insanlardan başarılarımızı neden hak ettiğimizi bize hatırlatacak geri bildirimler alırız. Kimi zaman negatif yanlarımızı görmek, pozitif yanlarımızı görmekten daha kolay olur. O yüzden düşündüklerimizi etrafımızdaki insanlarla paylaşmak onlara bize pozitif yanlarımızı gösteren aynalara dönüşme fırsatını tanır. Bu sayede dostlarımızla, ailelerimiz kendimizi daha net görmemize yardım ederler. Böylece özdeğerimizi yeniden görmeyi öğrenebilir, olumsuz, öz eleştiri bazlı düşüncelerin girdabından kurtulabiliriz. 

Şüphelerimizi etrafımızdaki insanlarla paylaşınca yapmayı başardığımız ikinci bir şey var ki o da dostlarımızla, ailelerimizi bizimle kendi şüphe ve özgüvensizliklerini paylaşmaya davet etmek… Sevdiğimiz, güvendiğimiz bir dostumuz paylaştığımız kaygılarımıza “Biliyor musun, ben de bazen böyle hissediyorum,” diye yanıt verdiğinde yalnız olmadığımızı fark ederiz. Saygı duyduğumuz, hayran olduğumuz, başarılarını hak ettiğini düşündüğümüz insanların bile bazen böyle hissedebildiklerini anlarız. Bu da aklımıza gelen her düşüncenin bizi tanımlamadığını anlamamızı, bunu anlamak da bizi Kimlik Hırsızı Sendromu’na çıkan düşüncelerden uzaklaşmamızı sağlar. 

Öz Şefkat Meditasyonu ve Pratikleri 

Kimlik Hırsızı Sendromu’nun tek suçlusu özgüvensizliklerimiz değil. Bu sendroma kapılmamızın bir başka sebebi kendimize öz şefkat göstermememiz olabilir. Kendimizi, başkalarından daha sert eleştirdiğimiz bilinen bir gerçek. Bu yüzden kendi başarı ve çabalarımızın “yeterince iyi olmadıklarını”, başkalarının harika bulduğu şeyler başardığımızda bile düşünmemiz muhtemel. 

İşte sana kendine daha şefkatli olup olmadığını görmenin iyi bir yolu: Birisi sana iltifat ettiğinde nasıl bir tepki verirsin? Çoğumuz aldığımız iltifatları kenara iteriz. Buna karşın dışarıdan bir eleştiri aldığımızda bize denilenleri kolay kolay unutmayız. En son kim, sana ne zaman iltifat etti? Bu eleştiri sonradan aklında kaldı mı yoksa onu kenara mı ittin? Peki en son kim, ne zaman seni eleştirdi? Bu eleştiri ne kadar süre aklında kaldı? Hangisi seni daha derinden etkiledi: Aldığın iltifat mı yoksa eleştiri mi? Sana edilen iltifatları hiç aklına getirir misin? Peki ya aldığın eleştirileri? Aklın bu eleştirilere tekrar ve tekrar gider mi?

Bu sorulara yanıt verirken aldığın eleştirilere, iltifatlardan çok daha fazla odaklandığını büyük ihtimalle fark edeceksin. Yapılan bir eleştiriye tutunmak senin için, kendine karşı sana edilen bir iltifatı kabul edip içselleştirecek kadar öz şefkatli olmaktan daha kolay gelmiş olabilir. Bu yaklaşım “Ben bu stajı hak etmiyorum” ya da “Bu ilişkiyi hak edecek ne yaptım?” gibi düşünceler aklına geldiğinde, sana iyi gelmeyecek; aksine, bu gibi düşüncelerini destekleyip Kimlik Hırsızı Sendromu’nu güçlendirecektir. Öz şefkat meditasyonları ve pratikleri yapman bu yüzden önemli olabilir. Bir dahaki sefere meditasyona oturduğunda veya kendini bir aynanın karşısında bulduğunda odaklanıp iltifat görmeyi hak ettiğini düşündüğün özelliklerini listele. Değerli olduğunu düşündüğün her bir yanının bir listesini çıkar. Bu özelliklerin üstüne düşünüp meditasyon yap, üstüne başka insanların hayatlarını nasıl güzelleştirdiğini düşün. Bu sayede kendine daha şefkatli yaklaşmaya başlamakla yetinmezsin. Aynı zamanda bu saydığın özellikler sayesinde uğruna çalıştığın her şeyi aslında hak ettiğini görebilmeye başlarsın. 

Daha öz şefkatli olmayı öğrenmek Kimlik Hırsızı Sendromu’nu yenmek için atabileceğin çok önemli bir adım. Çünkü bu sendromu yenmek demek, kendini hem iyi hem de kötü yanlarınla, olduğun gibi kabul edebilmek demek. Bu yüzden özşefkat ve farkındalık pratikleri yaparak sahtekarın teki gibi hissettiğin zamanlarda kendi kendini durdurabilirsin.

Sana edilen iltifatları gerçekten duyabilir; iltifat edilmeye değen yanlarını yeniden keşfedebilirsin. Bir daha bir sahtekarmışsın gibi hislere kapıldığında, kendini bilinçli bir şekilde durdurup güzel yanlarını kendine hatırlatabilirsin. Böylece de kendi değerini kendine hatırlatıp Kimlik Hırsızı Sendromu’nu yenmeye başlayabilirsin. 

Elbette, ne öz şefkat, ne de açık konuşmalar sorunu tek bir gecede çözemez. Ne de olsa her iki pratik de düzenli tekrar, sabır ve zaman gerektirir. Bunu yapmak sana pek de kolay gelmeyebilir ama kendini adadığın ve sevdiklerinin desteğini aldığın müddetçe ne kadar özel, güzel ve başarılarına nasıl da layık biri olduğunu görebilirsin. 

Bu bahsettiklerimiz Kimlik Hırsızı Sendromu’nu yenmenin sadece birkaç yolu. Ancak aslında başvurabileceğimiz daha pek çok yol daha var. Sen hiç bir sahtekarmışsın gibi, veya elde ettiğin bir başarıyı hak etmiyormuşsun gibi hissettin mi? Böyle hissettiğinde sana nelerin yardımı dokundu? Deneyimlerini senin ağzından dinlemeyi çok isteriz. O yüzden lütfen hikâyeni bizimle aşağıdaki yorumlar kısmında paylaş!

Bir cevap yazın