Değişim Korkusunun Üstesinden Gelmek

“Her şey sürekli bir değişim içinde. En güvende hissettiğimiz anlarda bile beklenmedik bir şeyler başımıza gelebilir.” (Buddha

Değişim korkutucu olabilir. Çoğumuz değişimden korkarız çünkü işlerin nasıl sonlanacağından, değişimi kaldırıp kaldıramayacağımızdan ve bunun hayat kalitemize olacak etkisinden endişe duyarız. Aslında Buddha haklı. Şöyle bir geriye baktığımızda, belki ilk başta bir çok şey ve bir çok kimse değişmemiş gibi gelebilir ancak üzerinde biraz daha düşününce aslında hayatlarımızı tanımlayan en temel şeyin değişim olduğunu anlayabiliriz.

Peki değişimden neden korkuyoruz?

Günlük hayatlarında iç huzura ermelerine yardım ettiğim, çoğu değişimden korkan birçok öğrencilerimle detaylı çalışma fırsatım oldu ve hem bu deneyimlerimden, hem de kendi iç sorgulamalarımdan yola çıkarak değişimle baş etme yolculuğumuzda başvurabileceğimiz birkaç yol belirledim.

Birinci Yol: Düzenli Meditasyon Yapmak

Bu aslında iki katmanlı bir yol. Bir taraftan, meditasyona hep aynı bakış açısıyla yaklaşman düzenli bir pratik oluşturmak açısından önemli. Diğer taraftan ise meditasyonla neye ulaşmak istediğin konusunda tutarlı olmalısın.

Tutarlılık, özgüven geliştirmeni sağlayabilir. Her gün aynı saatte meditasyon yaptığında, (sadece beş dakika bile olsa) gün içinde sığınabileceğin, güvenli, seni tazeleyecek bir zaman diliminin olacağını daima bilirsin. Kendi deneyimlerime göre, gün içinde yaptığın işlere daha iyi odaklanabilmek ve ayaklarının yere daha sağlam basabilmesi için düzenli pratiğini sabah saatlerinde yapman daha iyi olacaktır.

Ayrıca, meditasyon pratiğinde, devamlı olarak değişimle baş etme kurgularına odaklanman çok önemli. Meditasyon sırasında, burada altını çizmek istediğim, iki önemli alan var. Bu alanlardan ilki, çeşitli görsellemeler yapıp, belli başlı konular üzerinde gelişme elde etmeye çalıştığımız ya da bazı kavramları sindirmeyi amaçladığımız, zaman kavramına bağlı olan alandır. Diğer alan ise zaman kavramının tamamen dışında kalan, değişmeyen, içinde herhangi bir düşünce barındırmayan, benim “sıfır noktası” olarak adlandırdığım alan.

Değişim zaman içinde gerçekleşir. Bu yüzden, değişim korkusu da zamana bağlı bir olgudur ve hayat ne kadar zor olursa olsun değişim olgusu “sıfır noktasının” gücüne ve zarafetine yenik düşer. Burada alınabilecek en kilit aksiyon, “sıfır noktasına” ulaşmayı hedefleyerek düzenli olarak meditasyon yapmaktır. “Sıfır noktası” yaşayan bir paradokstur – değişmezdir ama değişen her şeyin içinde mevcuttur, hayattan etkilenmez ama hayatın kalbinde yatar.

Aklımız onu kavrayamaz;  bu nedenle de ikinci yolumuz, en az ilk yolumuz kadar önem arz eder.

İkinci Yol: “Bilmiyorum” Noktasından Hareketle İlerlemek

Değişim korkusu zihnin, kontrol edebildiğine inandığı hayati kavramlar, kurgular ve değişkenler üzerindeki kontrolünü kaybetme ihtimalinden ve bu ihtimalden kaynaklanan endişe halinden doğar. İkinci yolumuz, zihni değiştirmek ya da kontrol etmekten geçmiyor. Daha çok, bilinçli şekilde zihni serbest bırakıp, hayatta değişim ihtimali ortaya çıktığında, “bilmiyor” olmanın derinliğinden başlayarak hareket etmekten geçiyor.

Genelde değişimi çok çabuk yargılarız. Ama bir değişimin iyi mi yoksa kötü mü olduğunu bilemeyiz. Aynı şekilde o değişim için doğru vaktin gelip gelmediğini de bilemeyiz. Değişim, ancak bu “bilmiyor” olma halini kabul ettiğimizde heyecan verici ve tazeleyici olabilir.

Bunu, hayatına uygulamak için bir değişim süreci içinde zihnini korkulu düşünceler sardığında, kendi kendine “Bilmiyorum,” cümlesini bir mantra gibi ya da bir şarkı gibi tekrar tekrar söyleyebilirsin. Bu, “sıfır noktasının” gücüne yakın bir titreşime bağlanmanı sağlayacaktır. Buna ilaveten, birazdan anlatacağım üçüncü yolla da “sıfır noktasının” gücüne bağlanmayı araştırabilirsin.

Üçüncü Yol: Hayata Bir Deney Olarak Bakmak

Hayatı genellikle çok ciddiye alırız. Ama birinci ve ikinci yolları düzenli olarak kullanırken, “sıfır noktasını” hayatın ikilemleri ve mükemmeliyetsizliği içinde keşfetmeye çabalarken, hayat görüşümüzü temelden değiştirebilecek bir şey fark edebiliriz: Hayat, aslında zannettiğimizden çok daha deneyseldir.

Kendimizi bu düşünce biçime daha hızlı adapte edebilmek için üçüncü yolu şu şekilde uygulayabiliriz:

Bu son derece kolay bir süreç. Sabahları uyandığında, hayatınla bazı deneyler yapmaya niyet ederek yataktan kalk. Yani, gün içindeki normal ve sıradan şeyleri biraz daha farklı görmeye ve aksiyonlarından herhangi bir spesifik sonuç beklememeye niyet et. Yediklerini değiştirebilir, hiç tanımadığın biriyle sohbet edebilir ya da başka kimseye zarar vermediğin müddetçe “normalde hiç yapmayacağın”, belki bir parça riskli gördüğün bir şeyler yapabilirsin.

Zihnin, ilk başta bu fikre direç gösterebilir.  Ancak zaman içinde değişimle karşılaştığında, iç alanının korku duymayacağın şekilde değişmeye ve evrimleşmeye başladığını göreceksin.   yardımcı olacaktır.

“Gitgide mükemmele daha da yaklaşabilirsin ama asla mükemmel olamazsın.
Var olmanın yolu mükemmeliyetten değil, büyümekten geçer.” (Osho)


Makale boyunca bahsettiğimiz bu üç yola düzenli olarak başvurursan, hiç şüphesiz değişime bakış açın derinden değişecek ve güzelleşecektir. Ama hayatın mükemmel olmayacaktır. Hayatına özel bir tat verecek olan; eksiklere, kusurlara ve değişimin getirdiği kaosa yaklaşımın olacak.

Seninle paylaştığım bu üç yol hakkında neler düşündüğünü ve onları uygularken değişim korkunla ilgili nasıl bir yol kat ettiğini benimle paylaşırsan çok mutlu olurum.

Sevgilerimle,

Jack

Jack Childs

Meditasyon Öğretmeni

www.jackchilds.org  

Çeviren: Zeynep Şen

Bir cevap yazın