Duyusal Bütünlüğün Önemi

8 duyudan oluşan duyu sistemimizin bütünlüğüyle hayatlarımız tıkır tıkır işler. Duyusal bütünlüğümüzde bir aksaklık yaşanması, hayatımızı zorlaştırabilir. Görme ya da işitme duyumuzun optimum şekilde işlememesi, üstesinden gelinebilecek bir durum. Grip nedeniyle tıkalı olan burnumuz ya da tat alamadığımız dilimiz de bizi çok zora sokmaz. Ancak  interosepsiyon, vestibüler sistem, propriyosepsiyon ve dokunma duyularının önemi diğerlerinden bir adım ötede. Bu dört duyu, duyu bütünlüğündeki halkaların en temel zincirlerini oluşturur.

Hayati önem taşıyan duyularımız

Duyu bütünlüğü ağırlıkla çocuk gelişimi için dikkat çekilen bir sistem. Ancak yetişkinler de duyularını kullanmayı sürdürüyor. Dolayısıyla her bireyin duyularına kulak vermesi gerektiğini düşünmek çok da zor değil… Duyu bütünlüğünde bozukluk olduğunda minicik sıkıntılar bizde kocaman hislerlerle yankı bulur, anda kalmakta zorlanırız.

“Vestibül” kelime anlamıyla giriş koridoru demek ve vestibüler sistem de beynimize giriş koridoru olan kulakta yer alır.  Anne karnında gelişimini tamamlar ve bebek dünyaya geldiği anda tam randımanla çalışan tek duyu organıdır. Hayatidir çünkü denge algısından yoksun olduğumuzda adeta dünyamız döner… Vestibüler sistem herkeste farklı yollarla beslenir; zıplama, dönme, sallanma gibi…

Propriyosepsiyon bedenimizdeki kas, iskelet, bağ dokuyla iletişim kurduğumuz duyumuzdur ve onlara dönüp bakmadan varlıklarını hissetmemizi sağlar. Her türlü dirençli aktivite; itme, çekme, kaldırma, bastırma, bu duyu algısının içindedir. Tıpkı vestibuler sistem gibi propriyosepsiyon da doymaz, farklı yollarla beslenmeyi sürdürür. Yere bakmadan merdiven çıkışımızdan, birinin elini tutmaya ve hatta yumurta kırmakta kullandığımız basınç şiddetine kadar benzeri her şey propriyosepsiyona bağlıdır.

dokunma yani dokunma duyumuz propsriyosepsiyonla da ilgili, çünkü dokunarak harekete geçiyor basınç ya da kuvvet oluşturuyoruz. Bedende dokunma duyusunun en duyarlı bölgeler; el, ayak, dil ve dudak… Vücudun bu noktalarıyla temasa geçtiğimiz her şeyi daha yoğun algılarız.  

Intorepsiyon ise içimizde hissettiğimiz her şeydir. Bağırsaklarımız, mesane, üreme organlarımız, böbreklerimiz ilk akla gelen reseptörleridir. Açlık, susuzluk, tuvalet ihtiyacı, libido, nefessiz kalma, kaşınma, beden ısısı, iç huzursuzluk, mutlu ya da üzgün hissetmemiz… Intoreseptif duyumuz bunları ve daha fazlasını tecrübe etmemizi sağlar. İç dengemizi bu duyuyla kurarız.

Bu dört duyuda işlerin yolunda gitmemesi yaşamın her alanında bizleri etkiler. Örneğin beceriksizlik dediğimiz yapamama hali duyu bütünlüğünde yaşanacak bozuklukla ilgilidir. Bulaşık yıkamak, yürümek ya da giyinmek… Bunların hepsi bedenin iki yanını sıralı biçimde kullanmakla ilgili ve propriyosepsiyon, vestibüler sistem, dokunma, görme, işitme gibi duyulara ihtiyaç var. Herhangi bir konuda beceriksiz olduğumuzu fark ettiğimizde iki yoldan birini seçer; ya eylemden kaçınmak için bahane üretir ya da oyunculuk dediğimiz oyalanma yoluna gideriz.

Bağırsaklarımızda yaşanacak bir sorunsa iç dengemizi yerinden oynatır. Alerjilerin bağırsaklardaki geçirgenlik sorunuyla ilintili olduğu bugün bilinen bir gerçek. Ya da duygularımızın  bağırsak sağlığı ve iyi bakteri yoğunluğuyla ilgili olduğunu bilim sıkça dile getirmekte. Örnekler çoğaltılabilir…

Çok basit görülen konulardan, hayati öneme sahip nice olaya etki edebilecek duyu problemleri sinir sistemimizi de bir hayli etkiler. Duyularımızın ihtiyaçlarını görmemek sinir sistemimizi zedeler, bizi travmalara ya da depresyona itebilir. Sinir sistemimizin sağlığı için meditasyona verdiğimiz önemi, duyulara da vermeliyiz.

Nasıl regüle oluruz?

Beynimize gönderilen verilerin kalitesi duyularımız açısından büyük önem taşır. Her gün makarnayla beslenmekle, protein, tahıl ve sebzeden zengin beslenmek arasında bariz bir fark var. Duyu sistememiz de aynı bakış açısıyla farklı kaynakların gereksinimini duyar.

Vestibüler sistemin beslenme yollarını hatırla. Sana iyi gelen hangisiyse iyi hissetmediğin anlarda onu seçip kimseye ihtiyaç duymadan modunu yükseltebilirsin. Dönmek mi sana haz veriyor? Öyleyse ofiste öfkeli bir anında sandalyeyle kendi etrafında biraz dön, izin ver duyun beslensin ve seni regüle etsin. Ancak şunu unutma, zıplamak sana iyi gelmiyorsa birinin elinden tutup seni zıplamaya zorlamasına izin verme! Tam tersi bu kez vestibüler sistemin zorlanır. Sevdiğin bir sanatçının konserinde yanındakilerin zoruyla zıplıyorsan o andaki şarkıdan soğuman bile mümkün.

Propriyosepsiyonun nasıl bir harekete ihtiyaç duyuyor? İnsanların yadırgayacağını düşündüğün bir girdiye mi?  Oryantal dans senin çok hoşuna gidiyorsa belli ki bu propriyosepsiyon duyunun sana seslenişi. Onun için dansın adının bir önemi yok, öylesi bir hareket sisteminin eksikliğini hissediyor. Beş yıl sonra oryantal dans isteği yerini masa tenisine bırakabilir, proprioseptif sisteminin hareket isteği şekil değiştimiş anlamına gelir bu. Hepsine kulak ver ve öteleme. O aktiviteler senin deşarj olmanı sağlıyor.

Ortak duyusal ihtiyaçlarımız da var

Kişisel duyu girdilerimiz ne kadar çeşitli olsa da, insanlığın ortak paydaları da var. Sinir sistemimiz savaş ya da kaç düğmesine bastığında bizleri rahatlatan şunlar olur; derin basınç, propsiyosepsiyon, titreşim ve yatay vestibüler hareket. Bu dört adım korktuğumuz ya da kaçtığımız zamanlarda hepimizi “oh” dediğimiz anlara götürür. Bir köpeğin seni ısırmak üzere atıldığını, dişlerinin minicik de olsa eline değdiğini düşün. Koşmaya başlaman propsiyosepsiyon, saklandığından emin olup durduğunda titremen titreşim, elini ısırılan yere götürüp bastırman derin basınç, acıyla bedenini öne arkaya sallaman vestibüler girdi olur. Hiçbirini bilinçli yapmayız ama her biri duyularımızla ilgilidir ve bizi yatıştıran alana götürür.

Bedenine kulak ver

Yapmaktan hoşlanmadıklarımızın yanında yapamadıklarımız da var, örneğin matematikte yetersiz olmak. Bunun çözümü özel matematik dersi almak değil, vestibüler sistem ya da  propriyosepsiyon duyunun ihtiyaçlarına yönelik aktiviteler yapmaktan geçiyor. Günümüzde bu sorun hakkında destek olan birçok uzman var.

Duyu sistemimiz hayatta bizi yönlendiriyor. Nasıl iyi ve nasıl kötü olabileceğimizin sinyallerini veriyor. Gerekense o sinyalleri görüp yola öyle devam etmek. Hangi hareket sistemi sana iyi geliyor? Kendini gözlemle ve birini seç, göreceksin hayat daha keyifli ve kolay hale gelecek…

Bir cevap yazın