Meditasyon Ruh Sağlığı Tabusunu Nasıl Yıkıyor?

Yıllardır endişe bozukluğu yaşamaktayım. İnan bana, endişe bozukluğunun ve bunu başkalarından gizlemeye çalışmanın ne kadar yıpratıcı olduğunu iyi bilirim. Ancak Meditasyon Uygulaması’nı kullanmaya başladığımdan beri hem endişe bozukluğuma verdiğim tepki hem de ruh sağlığına bakış açım değişti.

Bugünlerde televizyonu her açtığımda karşıma ruh sağlığı hakkında bir haber çıkıyor. Bir kanalda ünlü bir isim endişe bozukluğuyla, geçirdiği panik atakları anlatıyor. Marian Keyes’den, Kristen Bell’e ve Selena Gomez’e kadar herkes birden bire aynı konuyu bağıra çağıra anlatmaya başlamış sanki. Endişe bozukluğuyla baş etmeye çalışan biri olarak bu hikâyelerin bana umut verdiklerini itiraf etmeliyim. Çünkü bana yalnız olmadığımı hissettiriyorlar. Ancak bu haberleri gördükçe merak etmeden duramıyorum: Gitgide daha fazla insanın ruh sağlığı hakkında rahatlıkla konuşabiliyor olması bu konunun artık tabu olmadığı anlamına mı geliyor?

Kısa bir süre öncesinde kadar ruh sağlığı konuları halk arasında konuşulmazdı. Onlar kimsenin görmemesi, üstleri örtülmesi gereken, kuytu köşelerde tartışılan sırlardı. Kişilere özel ya da aile arasında kalmaları gereken utanç kaynaklarıydı. O yüzden daha çok insanın bu konularda konuşmaya açık olmaları işlerin değiştiğini gösteriyor sanki. Kişisel deneyimime dayanarak bunun doğru olmadığını söyleyebilirim. Daha doğrusu kat etmemiz gereken yolun henüz hepsini kat edemediğimizi söyleyebilirim. Haberleri her açtığımda meditasyon ya da farkındalıkla ilgili bir hikâyeyle karşılaşmama sevinmemin sebebi de bu işte.

Meditasyon insanların akıl sağlığıyla doğrudan ilintili olduğundan onun haberlerde, girdiğim internet sitelerinde tartışılması, hakkında kitaplarla, makalelerin yazılması akıl sağlığı konularının doğrudan kamuya taşınmasını sağlıyor. Gitgide daha fazla insanın Meditasyon Uygulaması gibi uygulamalarla meditasyona karışmaları da onlara ruh sağlıklarına hem mahrem hem de herkese açık bir ortamda bakma fırsatını tanıyor. Bu da endişe bozukluğu gibi güçlükleri bir tek benim çekmediğimi, yalnız olmadığımı bana yeniden gösteriyor.

Problem şu ki bu yaşadığımız şeyleri görmezden geliyoruz. Ruh sağlığı problemlerine kaçınmamız gereken bulaşıcı hastalıklar gözüyle bakıyoruz. Onları zayıflık ya da utanç kaynağı olarak görüyoruz.

Bunun neden bu kadar önemli olduğunu merak ediyor olabilirsin. Birkaç yakın arkadaşımla, akrabamı saymazsak çok az insan endişe bozukluğum için ilaç alıp psikoloğa gittiğimi biliyor. Çalıştığım yayınevindeki çoğu kişinin bu durumdan haberi bile yok. Hakkımdaki bu gerçeği bilmemelerinin sebebi yardıma ihtiyaç duyuyor olmaktan utanmam değil. Daha ziyade kimilerinin önyargılı yaklaşımlarıyla uğraşmak istememem. Yargılayıcı bakışlar, bir odaya girdiğimde birden kesilen fısırtılar… Elbette, herkes bu tepkiyi veriyor demiyorum ama beni ilaç alırken gören birtakım “arkadaşlarımın” nasıl davrandıklarını gördükten sonra aynı tavırlarla her gün yüzleşmeği iple çektiğimi söyleyemeyeceğim. Bununla birlikte meditasyon daha yaygın bir pratiğe dönüştükçe ruh sağlığım hakkında başka insanlarla konuşmanın gitgide kolaylaştığını itiraf etmeliyim.

İnsanların Yüzleştiği Önyargı

Peki, benim gibi biri nasıl bir önyargıyla yüzleşiyor olabilir? Bunun en iyi örneklerinden birini işyerimde yaşadım. Üslerimden biri herhangi endişe bozukluğu gibi problemlerin gayet normal olduklarını, herkesin bu gibi konularda konuşabilmesi gerektiğini sıklıkla söylerdi. Bu sebeple bir gün ona birazcık açılmaya, kendi kaygı problemlerimi anlatmaya karar verdim.

Bugün küresel nüfusun %41’i depresyonda. Aynı popülasyonun %15’i ise kaygı bozukluğu çekiyor.

Sıkıntılarımı kendisiyle ilk defa paylaştığımda bana oldukça anlayışlı davrandı ve herhangi bir şeye ihtiyacım olursa kapısını çalmaktan çekinmemem gerektiğini söyledi. Ben de ona inanmak hatasına düştüm ve çalışamayacak kadar kötü bir panik atak geçirdiğim bir gün kapısını çaldım. Ona durumu anlatıp kendimle ilgilenebilmek için üstünde çalıştığım bir proje için kısa bir uzatma istediğimde bakış açısını birden değiştirdi. Ruh sağlığımın elbette çok önemli olduğunu ama işimden daha önemli olmadığını söyledi. Bana kendi işimi öyle bir anlattı ki kendimi ödevini bolca vakti olmasına karşın yapmadığı için öğretmeninden azar işiten bir çocuk gibi hissettim.  

İşler bana en ufak bir engele tosladığımda işten izin alacaksam kariyerimde nasıl ilerlemeyi beklediğimi sorduğundan hepten sarpa sardı. Bu sözleri bana kendimi küçülmüş, sanki problemlerim gerçek bile değilmiş gibi hissettirdi. Sanki önemli olan tek şey yükselmem gereken bu rekabetçi iş ortamı ve akıl sağlığım pahasına “başarılı” olmakmış gibi. O gün yaşadıklarım bana ruh sağlığı konusunda aşmamız gereken engellerin hâlâ olduğunu açık ve net bir şekilde gösterdi. Bence herkesin oturup hayatında neyin önemli olduğuna karar vermesi gerek: Zaten daha verimli çalışmamızı sağlayacak uzun süreli sağlığımızla, mutluluğumuz mu yoksa kısa süreli işimiz ve geçici avantajlar mı?

Bugün küresel nüfusun %41’i depresyonda. Aynı popülasyonun %15’i ise kaygı bozukluğu çekiyor.

Benim gibi endişe bozukluğu çeken kişiler zor durumdalar. Bir yandan kendi sağlığımız ve iyiliğimiz için çabalıyor, etrafımızı bizi yolculuğumuz sırasında destekleyecek kişilerle sarmaya çalışıyoruz. Öteki yandan başka insanlarla iletişim kuramıyormuşuz ve yargılanıyormuşuz gibi hissediyoruz.

Ruh Sağlığı Neden Tabu?

Bence problem çoğu insanın ruh sağlığına odaklanmayı herkesin yapması gereken bir şeyden ziyade anormal bir şey olarak görmesinden kaynaklanıyor. Arada sırada herkes yere düşüp dizini keser ya da grip olur. Aynı şekilde herkes endişelenir, panik atak geçirebilir ya da depresyona girebilir. Problem şu ki bu yaşadığımız şeyleri görmezden geliyoruz. Ruh sağlığı problemlerine kaçınmamız gereken bulaşıcı hastalıklar gözüyle bakıyoruz. Onları zayıflık ya da utanç kaynağı olarak görüyoruz. Bir konuda endişelendiğimizde birisiyle konuşmak yerine onu bastırmayı seçiyoruz.

Yargılanmaktan, ön yargıyla karşılaşmaktan korkmamamız gerektiğini söyleyebiliriz. Olduğumuz gibi olmamız, yaşadıklarımızdan utanmamamız gerektiğini de söyleyebiliriz. Ama bunları demesi kolay, yapması zor. Bunu en iyi ben bilirim. Ben kaygı bozukluğum için yardım almaya 3 yıl önce başladım. En yakın dostlarımla bu konuyu konuşabilmeye başlamam bir yılımı aldı. İnandığım şekilde hareket edip herkesin beni olduğum gibi görmesine izin vermem büyük ihtimalle biraz daha vaktimi alacak.

Meditasyon Kaygı Bozukluğuma Nasıl İyi Geldi

Meditasyon Uygulaması gibi programlar bu yüzden çok önemli. Çünkü bu uygulama bu gibi problemleri bir tek benim çekmediğimi hatırlatan harika bir araç. Meditasyon gibi uygulamaları kullandığımızda bir komünitenin parçasıymış gibi hissediyoruz. Farklı sebeplerle, aynı anda meditasyon yapan yüzlerce insan olduğunu görüyoruz.

Bu yolda bana yardımcı olan başlıca şeylerden biri endişe kaynaklarımın yanı sıra kabul olgusu hakkında meditasyon yapmak oldu. Bana gerçekten değer veren kişilerin beni olduğum gibi kabul edeceklerini kendime, işverenimle yaşadığım olay gibi tatsız senaryolarda dahi hatırlatmak korkularımı yenmeye başlamamı sağladı.

Hikâyemi herkese anlatmaya henüz hazır olmayabilirim ama bu yolda adım adım ilerliyorum. Bu yazının da bu adımlardan biri olacağına inanıyorum. Aynı şekilde yazımın ihtiyacı olan birine yalnız olmadığını hatırlatacağını ümit ediyorum.

2 yorum

  • Böyle güzel içerikleri kötü çeviriyle mahvetmeyin lütfen. Bakar mısınız şu cümleye: Çünkü Meditasyon gibi uygulamalar kullandığımızda bir komünitenin (?) parçasıymış gibi hissediyoruz. Farklı sebeplerle, aynı anda meditasyon eden (?) yüzlerce insan olduğunu görüyoruz.

    • Merhaba Evrim;
      Yorumun ve dikkatimizden kaçmış olan bu yazım hatalarını bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederiz! Bundan böyle sana ve bizi takip eden herkese olabilecek en iyi yazıları sunabilmek için çok daha dikkatli olacağımıza emin olabilirsin!

Bir cevap yazın