Deprem Sonrası Kaygılarımızla Nasıl Baş Edebiliriz?

Geçtiğimiz hafta İzmir’de yaşanan depremin etkilerini hepimiz hissettik. Bazılarımız belki fiziken orada değildik ama haber kanalları ve sosyal medya aracılığıyla gelişmeleri anbean takip ettik. Hâlâ orada olanlar, depremin etkilerini şahsen yaşamaya devam ediyorlar. Birçoğumuz için ise depremin psikolojik etkileri sürüyor. Görüntülere maruz kalmak, tekrar su yüzüne çıkan korku ve kaygıyla baş etmek yıpratıcı olabilir. Hepimiz belli oranlarda korkabilir, kaygılanabilir, üzülebilir ve öfkelenebiliriz. İlk şok tepkisinden sonra bu duygular yoğun bir şekilde ve art arda yükselip duygusal dengemizi bulmamızı zorlaştırabilir. Tüm bunlar çok doğal.

Deprem de birçok doğal afet gibi hayatta kontrol edemeyeceğimiz, ne zaman, nasıl ve nerede karşılaşacağımızı bilmediğimiz olasılıklardan biri. Ancak odağımız sürekli bu olasılıklarda olduğunda kaygıyı ve korkuyu merkezimize getiririz. Böylece yaşanan depreme verdiğimiz duygusal cevaplarımıza geleceğe dair endişelerimiz de eklenir. Bu duygulardan kaçmak yerine onlara alan açmak ve onları hissettiğimizden emin olmak çok değerli ve iyileşebilmemiz için gerekli. Bu zorlu hisleri deneyimlemeyi kolaylaştırmak için zihnimizi dinlendirmek, bizi rahatlatacak aktivitelerde bulunmak da hepimizin ihtiyacı.  

Aşağıdaki ipuçları bu zorlu dönemden geçerken sana yardımcı olabilir. Eğer uzun bir süre duygusal dengeni bulamadığını, bundan dolayı stresli hissettiğini ve hayatın gerekliliklerine cevap veremediğini fark edersen bu durumu yalnız başına atlatmak zorunda olmadığını ve her zaman bir profesyonelden destek alabileceğini hatırla.

gün batımı ve başaklar

Hissettiklerine anlayışla yaklaş.  

Bu sürecin hiçbirimiz için kolay olmadığını ve etkilerinin bir süre devam edebileceğini kabul etmek, duygularımıza anlayışla yaklaşmamızı kolaylaştırır. Depremin yarattığı stresin etkilerini hafifletmek uğruna duygularını bastırmaya çalıştığını fark ettiğinde, kendine nazikçe iyi hissetmemenin doğal olduğunu ve zamana ihtiyacın olduğunu hatırlatabilirsin. İyi hissetmeye dair aceleci bir yaklaşım yerine duygularını kabul etmen onları düzenlemeni de kolaylaştırır. Nefesine odaklanman ise paniklediğinde rahatlamana yardımcı olabilir. Unutma, nefesin her zaman yanında. Nefes alış ve verişlerine odaklandıkça endişenin yerini dinginliğe bıraktığını fark edeceksin. Belki bir nefes egzersizi deneyebilirsin:

Sevdiklerinle bağlantıda kalmayı dene. 

Zor anlarda birbirimizin desteğini hissettikçe daha da güçleniyor, dayanıklılığımızı artırıyoruz. Duygularını bastırmadan korkularını, hüznünü veya öfkeni sevdiklerinle paylaşman duygularını fark etmene ve tanımlamana, yani duygularını düzenlemene yardımcı olur. Onların da seninle beraber olduğunu, aynı sevinç ve üzüntüleri hissettiğini bilmek, süreci daha kolay geçirmeni sağlayacaktır.  Senin için hislerini ifade etmenin daha kolay bulduğun bir yolu varsa ona da başvurabilirsin. Yazarak, herhangi bir sanat dalı aracılığıyla veya hareketle duygularını ifade edebilirsin.

Haber kanalları ve sosyal medyaya ayırdığın zamana farkındalıkla yaklaş. 

Bilgi almak, olayları takip etmek istemek ve merak duymak çok anlaşılır. Fakat deprem sonrası görüntüler bizlere hâlâ güvende olmadığımız sinyalini verebilir. Özellikle bu görüntüler, küçük yaştaki çocukların depremin hâlâ devam ettiğini düşünmesine sebep olabilir. Bu görüntülerin biz yetişkinlerin kaygılarını tetikleyebileceğini de göz önünde bulundurarak ekran süreni azaltabilir, seni tetikleyen içeriklere bakmamayı tercih edebilirsin.

Günlük aktivitelerini neye ihtiyacın olduğunu gözeterek yapmaya devam et. 

Büyük bir krizle karşı karşıyayken kendi ihtiyaçlarımıza yöneldiğimizde ya da hayatımıza devam etmemiz gerektiğinde suçluluk duyabiliyoruz. Ancak bir başkasının acısına ortak olma isteğimiz bizim için bir stres kaynağı hâline geldiği noktada, kendimizle ilgilenmek önceliğimiz olmalı. Hem acıyı derinden hissedip hem de kendi ruh sağlığımızı gözetmek istememiz mümkün. Bu durum duyarsız ya da anlayışsız olduğumuz anlamına gelmez. Aksine, o acının üzerimizde yarattığı etkiyi fark ettikçe  iyi hissetmek için kendimize özen gösterme fırsatı verir. Unutma ki sen ne kadar iyi olursan, hazır hissettiğinde ve gerektiğinde çevren için de o kadar destekleyici bir kaynak olabilirsin. Dilersen sana iyi gelen pratiklerden oluşan bir ritüel belirleyip rahatlamak için kendine alan yaratabilirsin. 

yeşil bitki tutan el

Bedeninle temasta kal. 

Bu sürecin içinden geçerken günlük aktivitelerine odaklanmakta zorlanabilir, belki kendini sürekli deprem anını ya da depremden zarar görenleri düşünürken bulabilirsin. Böyle bir anda duyularınla temasta kalmak, dikkatini bedenindeki duyumlara getirmek sakinleşmene yardımcı olabilir. Örneğin elindeki duyumları, sıcaklığı veya serinliği hissedebilirsin. Oturduğun zeminle bedeninin temas ettiği yüzeye dikkatini getirebilir, zemine doğru köklendiğini zihninde canlandırabilirsin.  

Bu süreçte uykuya dalarken güçlük çekiyorsan zihnini dinginleştirmek ve derin bir uyku çekmek için uyku meditasyonu deneyebilirsin. Ayrıca bu meditasyondaki gevşeme tekniklerini gergin ya da sıkışmış hissettiğin her an bedenini rahatlatmak için uygulayabilirsin.

Kendin ve başkaları için iyi dileklerde bulun. 

Böyle zamanlarda bir an için durup şu anda güvende olduğunu kendine hatırlatmak ve bunu kendin, tüm sevdiklerin, onların sevdikleri hatta tanımadığın tüm insanlar için dilemek sana iyi gelebilir.  Şimdi, istersen içinden tekrar edebilirsin: 

“Dilerim ki iyi olalım.

Dilerim ki sağlıklı olalım. 

Dilerim ki güvende olalım.

Dilerim ki sevdiklerimizle birlikte olalım.’’

Kalbinden başkaları için iyi dileklerde bulunmak, imkânın varsa belki elinden geldiğince onlara destek olmak yaşadığın duygu yoğunluğunun hafiflemesini sağlayacaktır. 

Meditopia ekibi olarak kalbimiz İzmir’de. 

Bir cevap yazın