Şefkatle Olan Duyusal Bağımız

“Uyurken örtündüğüm yorganın ağır olmasını tercih ederim, üzerimdeki ağırlık hissiyle daha rahat uyurum. Arabada seyahat ederken asla kitap okuyamam, midem bulanır. Örgü örerken televizyon izleyebilir, bir ekrana bir önümdeki işe bakabilirim. Müzik dinlerken ders çalışmam mümkün değil çünkü odaklanamam. Benzin kokusuna tahammülüm yoktur, hemen midem bulanır. Çok desenli kıyafetler giyemem, gözüm yorulur. Çok acı veya çok ekşi tatlar pek ilgimi çekmez, yokluğunu aramam.”

Kendimle ilgili anlattığım bunca detay, birbiriyle ilgisiz görünüyor olabilir. Aslında bedenimin içinde her birinin diğeriyle bağlantısı var. Tüm sıraladıklarım duyu sistemimle ilgili. Bu açıdan bakarsak duyularımızın ihtiyaçlarının tercihlerimizi belirlediklerini görebiliriz. Kendi irademizle istediğimizi sandıklarımızı aslında duyularımızın bize istettiğini söyleyebiliriz. Bunu öğrenmek sana ilginç geldi mi? Öyleyse biraz daha derinlere inelim.

Hayatımızı Şekillendiren Sistemlerden Biri: Duyularımız

Okul sıralarında çoğumuz 5 duyumuz olduğunu öğrendik, ancak bilim bize bunun fazlasını söylüyor. Temel duyularımız olan dokunma (takdil), görme, işitme, tatma, koklama her zamanki yerini koruyor. Listeye yeni eklenenlerse; vestibüler sistem, propriyosepsiyon ve interosepsiyon. Vestibüler sistemi denge ve uzaysal algı şeklinde açıklayıp, gözlerin kapalıyken asansörde olduğunu hissedebilmeyle örneklendirebiliriz. Propriyosepsiyonsa vücut parçalarının konumunu ona bakmadan bilmektir, egzersiz yaparken uyarılan noktalarımız şeklinde örnek verebiliriz. Interosepsiyon yani sekizinci duyumuz ise bağırsaklarımızla ilgili olan her şeydir. Buna mesane hareketlerimiz, mutlu hissetmemiz, alerjik reaksiyonlarımız ve hatta “içimde bir his var” dediğimiz hâller de girer.

Peki bu 8 duyuyu bilmek ne anlama geliyor? Her birinin doyum noktaları var ve duyuların ihtiyaçları tercihlerimizi belirliyor. Elimizi uzattıklarımız, başımızı çevirdiklerimiz, hiç yapamadıklarımız, çok kolay yaptıklarımız, aklımıza gelen veya hiç düşünmediğimiz nice seçimlerimiz duyularımızla yakından ilgili.

Bir hevesle aldığın çiçeğe sevgilin uzak durduğunda bunu kişisel algılamaman mümkün mü? Kokusu ona fazla keskin gelmiş, sevgilinin koku alma duyusunun doyuma ulaşmış olabilir. Bunu bilmek aranızdaki olası kırgınlığın önüne geçecektir. Elbette mekanik biçimde her hareketi duyularla tartıp davranışlarımızı yönetemeyiz, fakat nedeni öngörmek bir nebze olsun sakinlik getirecektir.

Duyularına kulak ver

Duyularımızın ihtiyaçlarını görmek bizlere daha konforlu bir alan sağlar.

Propriyosepsiyonun beden algısıyla ilgili olduğunu belirtmiştik, kemik ve kas dokusu bu duyunun algı sisteminde bulunur. Vücut geliştirme yapanları hatırlayalım. Spor salonundan çıkmamalarının nedeni tam da burada yatıyor. Propriyosepsiyonda açlıkları var ve onu düzene sokmak için yoğun egzersiz yapmak, en kuvvetli girdiyi sağlıyor. Varsa çevrende kaslarıyla fazla ilgilendiğini düşündüğün biri, şimdi bir daha değerlendir.

Uzaysal algıyla ilgili olan vestibüler sistemi dengeye ulaştıracak birtakım hareketler var: zıplamak, dönmek, yatay yönde salınmak gibi… Kendimi dönerken hayal dahi edemiyorum, midem hemen bulanmaya başlıyor. Zıplamak ve salıncakta sallanmak çok daha keyifli duygular uyandırıyor. Kendine bak şimdi ve hatta dene, hangisi sana daha iyi geliyor? Sana hoşnutluk veren dönmek olabilir, ancak çocuğun veya yeğenini buna zorladığında neden senden kaçtığını şimdi anlıyor musun? 

Beş duyumuza hiç bu açıdan bakmamış olabiliriz. Çocukluğumuzdan beri kulaklarımızla duyup gözlerimizle gördüğümüzü biliyoruz. Duyularımıza daha geniş bir bakış açısıyla bakmak hayata bakışımızı değiştirecek. Arkadaşlarına şahane bir pazar kahvaltısı hazırladın, öyle özendin ki sofrada parmesan, eski kaşar hatta rokfor peyniri bile var. Sofraya oturanların çoğu o peynirlere dokunmadı ve sen çok kırıldın, oysa ne kadar emek vermiştin! Onların tatma duyularının fazlasıyla doyuma ulaştığını, keskin tatlara tahammül edemediklerini hiç düşündün mü? Aynı davette arkadaşların sana bir hediye getirdi: üzerinde kocaman ve çok renkli desenleri olan bir vazo. Hiç hoşuna gitmedi, sana fazla karmaşık ve yorucu hissettirdi. Çünkü görme duyun doyuma ulaşmış durumda, muhtemelen hediyeyi seçen kişi daha fazla girdiye ihtiyaç duyuyor ki  eli o vazoya gitmiş.

Anlayış ve şefkate bir adım daha yaklaş


Duyusal ihtiyaçlarımız tercihlerimizi şekillendirirken, bizim için çok normal olan bir başkasına anormal gelebilir. Tam tersi de sıkça yaşanıyor ve hatta karşımızdakinin seçimlerinde bizi dikkate almadığını iddia ediyoruz.

Şefkate kucak açarak böyle durumları kişisel olarak algılamamayı deneyebiliriz. Her birimizin duyu bütünlüğü farklı seviyede ve gereksinimlerimiz de bu yönde belirleniyor. Aslında farklılıklarımız sayesinde gökkuşağı misali rengarenk ve keyifliyiz. Herkesin mavi renkten hoşlandığı bir dünya nasıl olurdu? Şimdi yeniden bak kendine ve çevrene. Kendini yeniden keşfederken, hayatı paylaştıklarına daha anlayışlı davranabilir misin?

Burcu Durmuşoğlu



Bir cevap yazın