Öz Şefkat Nedir ve Ona Neden İhtiyacımız Var?

Bazı durumlarda kendimize hiç farkında olmadan eleştirel ve katı davranırız. İçimizden kendimize yönelttiğimiz olumsuz cümleler, suçlamalar ve yargılamalar yükselir. Bu tavrı dönüştürme ve iyileştirme gücüne sahip araçlar ve bilgiler bütününe öz şefkat demek çok da yanlış olmaz. Hepimizin öz şefkate ihtiyacı var. Kimimizde bu katı tavır daha yoğun, kimimizde ise daha seyrek ancak hemen hemen her insan bu durumu günlük hayatında deneyimliyor. Öz şefkat pratikleri ile kendimize yönelttiğimiz bu nahoş tavrı yumuşatmak mümkün. Peki, öz şefkate tam olarak hangi anlarda ihtiyacımız var? Öz şefkatin farkındalık pratikleriyle ilişkisi nedir?

Öz şefkatin farkındalık pratikleriyle ilişkisi

Bazı insanlarda kendine acımasızca davranma eğilimi çok daha fazla. Bunun pek çok sebebi olabilir. Genellikle de toplumsal kurallar, temel inançlar ve kafamızdaki ideal insan imajı bu davranışları tetikler. “Doğru” olduğuna inandığımız ya da öyle öğrendiğimiz için kendimizi bazı kalıplara sokmaya çalışırız, bu olmadığında ise tepkimiz sert ve olumsuz olabilir. Benzer şekilde sağlıklı sınırlar çizememek de günün sonunda kendimizle şiddetli bir ilişki kurmamıza sebep olabilir. Sağlıklı kişisel sınırlar koyulmadığında kendi ihtiyaçlarını gözetmeksizin diğerlerine vermek, başkalarının beklentilerini önceliklendirmek, zihnin inançları uğruna bedeninin sesini dinlememek gibi durumlar kendini gösterir. Bu sağlıklı sınırlar ihlal edildiğinde bedenimiz de alarm vermeye başlar. Kendimize yönelttiğimiz bu tavrın etkilerini bir takım araçlarla fark edebiliriz. Bu araçlar herhangi bir ilişki içinde davranışlarımızı fark etmek, psikoterapi almak ya da grup terapisi çalışmaları yapmak olabilir. Bana kalırsa hepimizin öz şefkate ihtiyacı var ya da en azından bir gün olacak, özellikle de bilinçli farkındalık pratiğinde ilerledikçe. Neden mi? İşte sebepleri…

Neden kendine şefkat göstermelisin?

kırmızı çiçek tutan kadın

Meditasyon pratiğini daha iyi anlayabilmek için zihnin doğasına yakından bakmak gerekli. Zihnimizi düşünceler üretmekle görevli bir fabrika olarak düşün, onun düşünme ve düşünce üretme sınırı yok. Dolayısıyla zihin, biz o akışı takip edip bilinçli seçimler yapmadığımız müddetçe her türden düşünceyi ve yargıyı gündeme getirecektir. Bir düşün: önünde geleceğe dair bir durum var. Bu durum hakkında zihnin düşünceler ve ihtimaller üretmeye başladı. Elbette ki çok geniş bir yelpazede olasılık, duygu, kişiler ve konuşmalar kafanda dönüp duracaktır. Bu düşünceler, yargılar ve ihtimallerden çok büyük çoğunluğu hatalıdır; yani gerçeği yansıtmaz. Ayrıca bu fabrikanın bir diğer görevi de olası tehlikelere karşı bizleri hep tetikte ve hazırlıklı tutmaktır. Bu görevi yapmak için zihin karşımıza pek çok olumsuz ve gerçekleşme ihtimali oldukça düşük senaryolar sunar. Bu sebeple ya geçmişe dair bazı durumları zihnimizde tekrar tekrar baştan yazarız ya da ilerde neyi farklı yapacağımıza dair senaryolar kurarız. Karakterlere roller yükler ve onların neyi neden yaptığına veya yapacağına dair varsayımlarda bulunuruz çünkü zihnin işi budur. Bu gibi durumlarda zihnimizin yaptığı müdahaleleri fark edip ortaya koyduğu ürünlerle mesafemizi korumaya başladığımız zaman o akıştan çıkabiliyoruz. Böylece, bu sonsuz olasılık barındıran alanın içinde kaybolmaktansa zihnin ürünlerini gözlerimizin önüne serilmişçesine görebilir hâle geliyoruz.

Günlük yaşamda öz şefkat

Peki, bu yargıları görmeye başladıktan sonra neler oluyor? İşte burada  meditasyonun ötesinde, edindiğimiz farkındalıkları günlük hayatımızda kullanma pratiği devreye giriyor. Meditasyon yaptıkça, zihinde beliren yargıları yakalama ve içlerine girmeden onları izleme becerimiz artıyor. Bu beceri daha da geliştikçe günlük hayatımızda da kendimize fark etmeden yönelttiğimiz katı düşünceleri görmeye ve tanımaya başlıyoruz. Bu da bizi duygulara getiriyor. Bilişsel psikolojiye göre duygu durumları, düşüncelerimizin içeriği ekseninde şekilleniyor. Mesela kendine “Ne kadar da dikkatsizim! Bu şaşkınlıkla başıma gelen şeyleri hak ediyorum, oh oldu!” dersen kendine sinirlendiğini, belki de hayal kırıklığına uğrattığını hissedersin ve bedeninde de bu duygulara dair tepkiler ortaya çıkar. Örneğin öfke kalp atışlarının hızlanması, hayal kırıklığı ise göğsünde bir sıkışmayla kendini gösterebilir. Ayrıca yine bilişsel psikolojiye göre hepimizin gün içinde yaptığı bir takım “bilişsel çarpıtmalar” vardır. Bu çarpıtmalara “düşünme hataları” da diyebiliriz. Gerçekte var olan durumu zihnin yorumlamaları ile çarpıtırız. Bu çarpıtmalar hem kendimize hem de etrafımıza yönelttiğimiz eleştirel tavrı da kapsar. Örneğin bu çarpıtmalardan biri, başımıza gelen tek bir olayı genele yaymak ve koşullar değişse bile aynı sonucu beklemek. Bir kez yanlış yanıtladığımız bir sorudan sonra “Zaten her zaman soruları yanlış yaparım, muhtemelen hiçbir zaman başaramayacağım.” demek gibi. Meditasyon bize bu çarpıtmaları fark etmemiz için bir alan sunuyor. Ne var ki kendimize yönelttiğimiz bu katı cümlelerin yalnızca farkına varmak yeterli değil. Bu çarpık gerçeklikleri anlayışlı ve nazik bir alana taşımak ve olanlara yargısız bir tanıklıkla bakabilmemiz için öz şefkate ihtiyacımız var. Zira yalnızca cümleler ve yargılarla ortaya çıkan bu durum önce duyguları yaratıyor, daha uzun vadede ise genel duygu durumumuzu etkileyebiliyor. Dahası bu yargılar onlara kendimizi kaptırdığımızda kendi kendini gerçekleştiren kehanetlere de dönüşebiliyor, kendimizi yetersiz hissetmek ve kendimize kötü davranmak için daha fazla sebebe sahip oluyoruz. Günün sonunda beslendiğimiz ve motivasyonumuzu artıran kaynakları kendi elimizle kesmiş bulunuyoruz. Bu duruma tükenmişlik diyebiliriz. Tükenmişlik hâlindeyken farkındalıkları eyleme dönüştürecek gücümüz oldukça kısıtlıdır. Sen de kendini tükenmiş hissettiğin zamanlar yaşadın mı? Böyle zamanlarda biri sana gerçekten neye ihtiyacın olduğunu sorsaydı ve tam da ihtiyacın olanı karşılasaydı bu sana ne hissettirirdi? İşte tam da bu soruları sormak öz şefkatin başlangıcı.

Kendine anlayışlı bir tavırla yaklaşabilmek

Öz şefkat bize her defasında kendini yargılamak yerine kendine nazik davranmayı seçmeyi öğütlüyor. Bu, öz şefkatin ilk elementi. Düşün ki çok yakın bir arkadaşın kendine bir durumla ilgili fazlasıyla kötü davranıyor ve kendini suçluyor. Onun yanında senin tavrın ne olurdu? Muhtemelen duruma çok daha objektif bakabilir, ona kendisiyle ilgili güçlü ve güzel yanlarını hatırlatırdın. Ne var ki konu kendimize gelince bu tavra geçiş o kadar da kolay olmuyor. Bu geçişleri kolaylaştırmak için ihtiyacımız olan yine öz şefkat pratikleri. Öz şefkatle çalıştıkça acı, başarısızlık, yetersizlik gibi hislerle dolduğumuzda onları yok sayarak kendimize kızmak yerine onlara kabul sunmaya ve anlayış göstermeye başlarız. Yanında çok güvende hissettiğin birini hayal et, mesela ailenden biri ya da partnerin olabilir. Zayıf olduğuna inandığın yönlerini ona göstermek, omuzlarındaki yükleri onunla paylaşmak daha kolay olurdu değil mi? Çünkü şefkat aldığımızı ve kendimizi ifade ederken güvende olduğumuzu hissettiğimizde kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeye daha çok gücümüz olur. Her insanın yapboz parçaları gibi girintileri, çıkıntıları, eksikleri ve kusurları var. Bunları olduğu gibi gördüğümüz zaman kendimizi de bütünün parçası gibi hissedebilmeye başlarız. Böylece hayal kırıklıkları yerine kabul ve teslimiyet gelir. Dolayısıyla bütün insanlığın ortak duygularını deneyimlediğimizi kendimize hatırlatmamız gerekir. “Ben” öznesinin yaşadığı hâllere fazlasıyla tutunmak bizi kabulden uzaklaştırır çünkü “düzeltilmesi” gereken sorunlar, “giderilmesi” gereken eksiklikler görürüz ve yaşadığımız ıstırabı diğerlerininkinden ayrıştırırız. Bu da öz şefkatin ikinci elementidir: kendini ve duygularını diğerlerinden izole etmek yerine tüm insanlığın deneyimlediği ortak hâlleri görmeyi seçmek. O şefkatli ve güvenli alanı başka kişilerden veya durumlardan almaya bağımlı kaldığımız zaman içimizde her zaman görülmeyen, anlaşılmayan bir parça kalır. Hayat boyu kendini sarıp sarmalayacak olan ise yalnızca sensin. İşte bu yüzden öz şefkat pratiklerine yer açmak herkes için besleyici.

Öz şefkat dendiğinde her hâli ve durumu olumlamak anlaşılmamalıdır. Kendine şefkat her olumsuzu olumluya dönüştürmekle alakalı değildir. Elbette ki kendimizde ya da durumlarda olumsuzluklar, yanlış ya da eksiklikler görmek doğaldır. Bunları değiştirmeyi, düzeltmeyi her zaman seçebiliriz ancak bu duruma çarpıttığımız yargılar karıştığında içimizdeki değişim gücünü o katı alana aktarırız. Öz şefkat bu gücü ve kapasiteyi ne eksik ne de fazla, tam da olduğu gibi kullanabilmemize destek olur. Olduğumuz kişiye kapsayıcı ve yumuşak bir tavırla bakabilmemize destek olur. Buradan da öz şefkatin son elementine geliyoruz: tüm hâllerimize bilinçle ve sahicilikle bakmak.

Sen de gündelik hayatında kendine yönelttiğin acımasız cümleleri yakalamaya niyet edebilirsin. Yalnızca kendinle ilgili olumsuz yargıları ve küçük ölçekte olsa da şiddet içeren cümleleri fark ettiğinde bile dönüşüm başlatman mümkün. Bunları fark ettiğinde ise ihtiyaçlarına ve hissettiğin, deneyimlediğin tüm hâllere yer açmaya bir davet sunabilir misin?

Bir cevap yazın