Öz Şefkate Niçin İhtiyacımız Var?

Yazıyı okumak yerine, buradan dinlemeyi tercih edebilirsin.

Tanıdığımız En Eski  Duygulardan Biri

Kelime dile gelip sesi kulağa ulaştığında herkesin içinde bir yumuşaklık ve sıcaklık uyandırır: Şefkat. Çoğu kişinin zihninde de benzer imgeler canlanır: Yeni doğmuş bir  bebek, yavru bir kedi, küçük bir çocuğun başını okşamak veya ona nazikçe elini uzatmak … Yaş ilerledikçe şefkat içeren davranışlarla daha az karşılaşmaya başlarız. Öfke, kaygı, stres gibi duygularsa gündelik hayatımıza bir o kadar nüfuz eder. Bu nedenledir ki şefkat kelimesi akla geldiğinde her zihin benzer karakterleri anımsar. Ve  öğrenildiği şekliyle algılanan şefkat, hep başkasına verilen veya başkasından alınandır.

Şefkat kelimesi “Izdıraba, sevgi ve nezaketle harmanlanmış bir el uzatmak.“ şeklinde tanımlanabilir.

Öz-şefkat Nedir?

Izdırap içindeyken dahi, sevgi ve nezaketle harmanlanmış destek elinizin kendinize yönelmesi öz-şefkattir. Her ne yaşanırsa yaşansın benliğine nazik davranmayı sürdürmek ve beraberinde yardım etmeye yönelmektir. Geçmiş ve gelecekten bağımsız; varlığını olduğu gibi, sevecen bir tavırla kabul etmektir. Çocuk veya hayvan imgesinin neden hatra geldiğine cevap verircesine; koşulsuz sevginin en saf haline ulaştığı noktadır. Öz şefkat; bir problem yaşanırken, zihniniz size acımasızca alev alev yanan oklar fırlattığında, okların yönlerini sakince akan bir ırmağa çevirmektir. Öz-şefkatle o okları geldikleri yere geri göndermez, reddetmez ya da yok etmeye çalışmayız.

Kendimize Şefkatle Yaklaşınca Neler Olur?

Öz-şefkat kişinin kendiyle iyi bağlar kurmasını sağlayan duygudur. Zor bir anda koşulsuz sevdiğimiz birine yaklaştığımız biçimde kendimizle iletişime geçerek, ömür boyu sürecek sıkı bir dostluk kurarız.

Hayatta kalmakla mutlu olmak arasında sıkışan benlik, öz şefkatin desteğiyle mutluluğu ve huzuru daha fazla hissedebilir. Acı, öfke, pişmanlık, üzüntü gibi duygular yüzeye geldiğinde; yargılama, eleştirme, suçlama gibi hallere bürünürüz. Temelinde hayatta kalma güdüsü yatan bu haller, bizi Sempatik Sinir Sistemi’nin en popüler üyelerinden biri haline getirir. Fiziksel tehlikelerde Sempatik ya da ParaSempatik Sinir Sistemi’ne geçen zihin, ruhsal ve duygusal sorunları da bir tehdit olarak algılayarak aynı alana geçer. Zihin, ruhsal ve duygusal problemlerde savaşacağı ya da kaçacağı herhangi şey bulamayınca kendine döner; düşüncelerinden örülü koca bir duvarın içinde yaşamaya başlar. Bu duvarın içinde şu üç durum bulunur: Sadece kendiyle ilgilenme, kendini tecrit etme ve öz eleştiri yapma. “Sızlanmalar, kanayan yarayı büsbütün azdırmak ihtiyacından başka bir şey değildir” cümlesinde Dostyeveski’nin de anlattığı gibi, kendimizi yargılamanın yaptığı tek şey mutluluğa giden yolları tıkamaktır. Benliğimize göstereceğimiz şefkatse bizi ızdıraptan özgür kılar.

Kişi öz şefkati pratik ederek mutluluk ve huzuru hayatına fazla yaydıkça, karar alma mekanizmasında da iyileşmeler gözlemlenir. Öfke veya acıya kapılıp gitmişken panikle aceleci kararlar alan hal, durup sakince karar alabilen bir hale dönüşür.

Öz-şefkat bireyin kendisini değiştirmeye çalışmadan benliğini olduğu gibi kabul etmesine kapı aralar. Hissettiğimiz acıya, ağlamakta olan bir bebeğe yaklaştığımız gibi yaklaşır, onu bir parçamız olarak kabul ederiz. Nasıl ki ağlayan o bebeğin ağzını kapatmıyor, gözyaşları içi onu suçlamıyor ya da dönüp arkamızı gitmiyorsak, kendimize de böyle davranırız. O bebeği kucağımıza alıp okşadığımız gibi kendimize de şefkat, nezaket ve kabul gösteririz. Kabullenmekse beraberinde cesareti getirir. Yaşanan sorun her neyse ona öz-şefkat göstermeye başlayan kişi, korkunun eski gücünü kaybetmeye başladığını da gözlemler. Zihin mücadele etmeyi bırakıp var olanla şefkatle kalabilince, onun kendisini öldürmediğini algılamaya başlar. Bu öğrenme hali zihni sakinleştirip kişiyi mutluluğa taşıyan adımlardan biridir.

Benliğimize gösterdiğimiz şefkat zamanla çevreye de yayılır. Hem içimizdeki iyilik haliyle dünyaya yaklaşımımız evrilir, hem de şefkati kendinde pratik ettikçe onu öğrenir daha fazla kullanmaya başlar yani başkalarına da şefkat  gösterme eğilimine gireriz. Kişi kendini şefkatle kabul edince, dünyaya da aynı pencereden bakar ve kabul gösterir.

Öz Şefkatin Bileşenleri

Dr. Kristin Neff’in yaptığı çalışmalar sonucu geliştirdiği model, öz şefkatin 3 bileşenden oluştuğunu anlatıyor: Kendine nazik davranmak, insanlığın ortak  hissiyat paylaşımı ve bilinçli farkındalık.

Kendine nazik davranmak, kendini yargılamanın zıttı şeklinde tanımlanabilir. İşler istediğimiz gibi gitmediğinde en bilindik ve hızlı tepkiyi gösterir; kendimizi suçlar, yargılar, yaramıza tuz basarız. Öz şefkatle bunu terse çevirir; istediğimiz gibi gitmeyen işler karşısında kendimize hoşgörüyle ve anlayışla yaklaşırız.

İnsanlığın ortak acılarını paylaştığını bilmek, yalnız hissetmekten ve kendimize yüklenmekten bizi kurtarır. Bu adımda yapılabilecek pratik “Neden ben?” sorusunu sormamaktır. “Neden ben?” demek sanki herkes sorunsuz, acıdan uzak bir yaşam sürerken, yalnızca siz karanlık bir tünelden geçiyormuşsunuz hissiyatını yaratır. Kendine öz şefkatle yaklaşmaksa; kişiye yalnız olmadığını, aynı acıyı paylaşan koca bir dünyanın varlığını ve insan olmanın paydalarından biri  olduğunu fark ettirir.

Biliçli farkındalık; şu anda olmakta olana, yargısız bir açıklıkla tamamen dikkatini vermek ve onu kabul etmektir. Öz şefkate giden yolda bilinçli farkındalılık bir gereksinimdir, zira acı çektiğimizi hissetmemiz gerekir. Acıyı hissetikten sonra ona sevecenlikle el uzatmaksa öz şefkatli bilinçli farkıdanlık halidir.

Öz Şefkate Giden Yollar Ne Kadar Açık?

Şefkatle bir şekilde tanışmış ve duygusal hafızaya zaten kaydetmiş olmak, öz şefkatle yoğrulmuş yeni bir benlik oluşturmayı kolay kılıyor. Tüm canlıların ortak arzusu; “ızdıraptan uzaklaşıp mutlu olmak, güven  ve huzur içinde yaşamak” öz şefkate alan açmayı körüklüyor. Her birimizin içinde var olan şefkati, öz şefkate dönüştürüp büyütmek; kullanıldıkça güçlenen bir kas gibidir. Sadece biraz emek ister.

Bir cevap yazın