Öz Şefkate Niçin İhtiyacımız Var?

Tanıdığımız En Eski Duygulardan Biri

Şefkat kelimesi aklımızda benzer imgeleri canlandırır: yeni doğmuş bir bebek, yavru bir kedi, küçük bir çocuk… Şefkati genelde kendimiz dışındaki canlılar için hissetmekten bahsetsek de kendimize şefkat göstermemiz de mümkün, hatta gerekli. 

Sence şefkat kelimesine; “Üzüntüye, sevgi ve nezaketle uzatılan bir destek eli“ olarak bakabilir miyiz?

Öz şefkat Nedir? 

Aslında öz şefkat dediğimiz şey; üzüntü içindeyken bile, sevgi ve nezaketi içinde barındıran destekleyici tavırla kendine yaklaşabilme hâli. Öz şefkat üzerine derinleştiğinde; yaşadığın problem her ne olursa olsun benliğine nazik davranabilir ve böylece kendine uzun vadede yardım edebilirsin. Geçmişe ve geleceğe odaklanmadan, varlığını şu anda olduğu hâliyle ve sevecen bir tavırla kabul edebilirsin. Böylece korkularını, kaygılarını ya da yargılarını fark ettiğinde onları reddetmek yerine yönlerini sakince akan bir ırmağa doğru yönlendirirsin. 

Kendimize Şefkatle Yaklaşınca Neler Olur?

Kendimize şefkat duymayı öğrendiğimizde kendimizi olduğumuz gibi kabul etmemiz kolaylaşır.  Tıpkı zor bir anında koşulsuzca sevdiğin birine yaklaştığın gibi, kendine de kabulle kucak açmış olursun.

Bazen hayata tutunmaya çalışırken bir yandan mutluluğu kovalamak zor gelir. Böyle zamanlarda acı, öfke, pişmanlık, üzüntü gibi duyguları yüzeye çıktığında kendimizi yargılayabiliriz. Tüm bunlar aslında hayatta kalma güdümüzle yakından ilgili. Sempatik ve parasempatik sinir sistemimiz olası bir tehdidi algılayarak bizi hayatta tutmak üzerine bir mekanizmaya sahip. Anormal ve tehlikeli olabilecek bir durum içindeyken bu mekanizmalar doğrultusunda bedenimizde kortizol ve adrenalin gibi hormonlar salgılanır ve içinde bulunduğumuz stresli, ama tehlikeli olmayan bir durumu dahi hayati bir tehlike varmış gibi algılarız. 

Öz şefkat pratikleriyle mutluluk ve huzuru hayatımıza yaydıkça karar alma mekanizmamız da dönüşüme uğrar. Öfkeyi ve acıyı bastırmak için aceleyle hareket etmeden farkındalığı yüksek ve dengeli kararlar vermemiz kolaylaşır. Böylece kendimizi değiştirmeye çalışmadan, olduğumuz gibi kabul etmemize alan açarız. Ağlayan bir bebeğe şefkatle yaklaştığımız gibi kendi acılarımızı da kabul edebiliriz. Nasıl ki gözyaşları için o bebeği suçlamıyor ya da dönüp arkamızı gitmiyorsak, kendimize de aynı tavrı benimseriz. Kabullenmek; beraberinde cesareti getirir. Bize, cesaretimizi gözlemleyebilme olanağı tanır. Zihin zamanla mücadeleyi kontrol etmeyi öğrendikçe korkular da hafifler. Mutluluğa odaklanmayı mümkün kılan en büyük adımlardan biri, işte bu farkındalık hâli.

Benliğine gösterdiğin şefkat, zamanla çevrene de yayılır. Dünyaya olan yaklaşımını dönüştürdüğünde başkalarına da şefkatle dokunmayı keşfedersin. 

Öz Şefkatin Bileşenleri

Dr. Kristin Neff’in çalışmaları sonucu geliştirdiği model bize, öz şefkatin üç bileşenden oluştuğunu gösteriyor: kendine nazik davranmak, insanlığın ortak hissiyatını paylaşabilmek ve bilinçli farkındalık. 

Kendine nazik davranmak, kendini yargılama alışkanlığının tam tersi. İşler istediğin gibi gitmediğinde kendini suçlamak yerine döngüyü tersine çevirerek hoşgörü ve anlayışa yönelmen mümkün.

İnsanlığın ortak acılarını paylaşabilmek, yalnızlık hissini azaltır ve böylece can sıkıcı bir duyguyu veya durumu deneyimlerken yalnız olmadığının farkına varırsın. “Neden ben?” sorusundan uzaklaşmayı araştırabilirsin. Çünkü bu soru, sanki herkes sorunsuz ve acıdan uzak bir yaşam sürerken o karanlık tünelden geçenin sadece sen olduğuna inanmanı kolaylaştırır. Kendine öz şefkatle yaklaştığında ise yalnız olmadığını, benzer acıları paylaşan çok sayıda kişiyle beraber ortak bir insanlık paydasına ait olduğunuzu görürsün.  

Bilinçli farkındalık; şu anda olmakta olana yargılamadan dikkatini verme ve anı kabul edebilme durumudur. Öz şefkate giden yolda bilinçli farkındalığın önemi büyük, çünkü hissettiğimiz acıyı benimseyebilecek bir bilince sahip olmamız bizim için kıymetli. Acıyı hissettikten sonra kendimize sevecenlikle el uzatabildiğimizde öz şefkatli ve bilinçli bir farkındalık haline geçmişiz demektir.

Öz şefkate giden yollar ne kadar açık?

Şefkatle bir şekilde tanışmış ve onu duygusal hafızaya kaydetmiş olmak, öz şefkatle yoğrulmuş yeni bir benlik oluşturmayı kolay kılar. Tüm canlıların ortak arzusu olan “ızdıraptan uzaklaşıp mutlu olmak, güven ve huzur içinde yaşamak” ise, öz şefkate alan açmayı körükler. Her birimizin içinde var olan şefkati, öz şefkate dönüştürüp büyütmek; kullanıldıkça güçlenen bir kas gibidir. Sadece biraz emek ister.

1 Yorum

  • Çok faydalı bir yazı olmuş. Ben günlük yaşamımda bu olguyu deneyimlemeye çalışıyorum. Okuduğum bazı kitaplar da bana bu yolü gösterdi. Örneğin Osho’num yoga kitaplarında da öğrendiklerim bu yazıyla birebir örtüşmekte. Bu felsefeyi hayatın içine katarak yaşamanın önemini her geçen gün hissederek yaşıyorum. Teşekkür ederim.Sevgiyle kalın.

Bir cevap yazın