Evcil Hayvanların Hayatımız Üzerindeki Olumlu Etkileri

Evcil hayvanın var mı veya hayatının bir evresinde oldu mu? Eğer cevabın evetse, onların hayatımız üzerinde birçok olumlu etkisi olduğuna bizzat tanık olmuş olmalısın. Onlarla iletişim kurmak, okşamak veya bazen sadece izlemek bile nasıl da neşe veriyor insana, değil mi? Neşenin yanı sıra evcil hayvanlarla büyüyen çocukların daha sevgi dolu ve sorumluluk sahibi olduğu biliniyor. Ayrıca yemek verme, gezdirme gibi sorumluluklarla günlük yaşantımıza bir düzen getirip sosyal ve duygusal gelişimimizi destekliyorlar. 

Aslında “evcil hayvan” ve “sahiplik” çok içime sinen kavramlar değil. Bize sağladıkları tüm bu katkıları düşünürsek bu sevimli canlılara sahiplik ettiğimizi söylemek onlara haksızlık olur gibi geliyor. Daha iyi bir alternatif bulamadığım için samimiyetle şunları söyleyerek başlamak isterim: Hiçbir canlı bizim mal varlığımız değil, aksine aynı dünyayı paylaştığımız masum dostlarımızın sevgisini yaşayabildiğimiz için çok şanslıyız.

Şimdi birlikte evcil hayvanların hayatımızı nasıl güzelleştirdiğine bakalım: 

1. Daha stressiz ve daha mutlu oluruz.  

Evcil hayvan sahibi olmak kişilerin mental ve fiziksel sağlık ve iyi olma hâllerine katkı sağlıyor. Hayvanlarla aynı ortamda bulunmak bizi mutlu ediyor. Hatta bir araştırmanın sonuçlarına göre, evcil dostlarımız için para harcamak bile bizi mutlu ediyor. 

Bilimsel bulgulara göre evcil hayvanlarla vakit geçirmek daha fazla oksitosin salgılamamızı sağlıyor. (Oksitosin hormonu, hamilelik ve doğumdaki işlevinin yanı sıra bağlanma, aşk, sosyalleşme ve stres azaltma gibi birçok işleviyle bilinen bir nörotransmitter.) Benzer şekilde, evcil hayvanlarla vakit geçirmenin stres hormonu olarak bilinen kortizol seviyesini azalttığı biliniyor. Yani, bir hayvanı sevmek kısa sürede stres, anksiyete ve yalnızlık hissini hafifletmeye ve modumuzu yükseltmeye yetiyor. Kortizol ve oksitosin hormon seviyelerindeki bu değişiklikler, evcil hayvanların daha fazla sosyal etkileşim kurma, kaygı ve depresyon semptomlarında azalma, mutluluk seviyesinde artış gibi birçok olumlu etkisinin bilimsel bir göstergesi aslında. Özetle, evcil dostlarımız sayesinde daha öz güvenli, daha sosyal ve daha mutluyuz. 

2. Daha sağlıklı bireyler oluruz.  

Bunların yanında, evcil hayvan sahibi olmanın fiziksel sağlığımıza da birçok olumlu etkisi mevcut. Bir araştırma, evcil hayvanların hipertansiyon riskini azalttığını ve kalp sağlığını güçlendirici etkisi olduğunu gösteriyor. Bunlara ek olarak, evcil hayvanların bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğine, egzama ve astım gibi rahatsızlıklar ve alerji riskini azalttığına yönelik bulgular da mevcut. 

Evcil hayvanlar hareket etmemizi sağlayarak bizi daha aktif kılıyor ve hem mental hem fiziksel sağlığımızı güçlendiriyor. Köpeklerimizle yürüyüş yaparken veya evde kedilerimizle oynarken farkında olmadan kalp sağlığımız için gerekli fiziksel egzersizlere de vakit ayırmış oluyoruz.

3. Daha güçlü bağlar kurarız.  

pet

Evimizi paylaştığımız bu canlılara yalnızca yuva ve yemek sunmuyoruz aslında. Karşılıklı derin bir ilişki kuruyoruz. Onlara bağlanıp aidiyet geliştiriyoruz. Yukarıda bahsi geçen oksitosin hormonu aslında en çok bağlanma işleviyle biliniyor. Oksitosin hormonundaki artış genelde başka bir canlıyla bağlandığımız durumlarda görülüyor.

Ünlü Amerikalı psikolog Harry Harlow’un 1960’lı yıllarda maymunlarla yaptığı bağlanma deneyini belki duymuşsunuzdur. Alevlendirdiği birçok etik tartışmayla birlikte psikoloji bilimine çok büyük katkıları olan bu araştırmanın bulgularını kısaca özetleyecek olursak, annelerinden doğumda ayrılan maymunlar, telden veya yumuşak havlu kumaşından yapılan iki grup yapay anneyle aynı ortama koyuluyor. Telden anneler süt verecek şekilde tasarlanmış, kumaş annelerde ise bu süt verme mekanizması yok. İlginç bir şekilde, tel anneyle aynı ortamda büyüyen maymunlar dahi aç kalma pahasına kumaş anneyi tercih ediyorlar. Korktuklarında onlara süt veren tel anneye değil, sıcacık bir kucak sunan kumaştan anneye koşuyorlar. Harry Harlow, bu araştırmasıyla memeli canlılar için bedensel temas, konfor ve güven hissinin beslenme kadar önemli bir ihtiyaç olduğunu gösteriyor bize. Yani, evcil hayvanlarımız onlara mama ve su verdiğimiz için değil, şefkatli birer bakım veren olup onları sevdiğimiz için de bize bağlılar. Tabii ki bizler de memeli canlılar olarak bedensel temas kurmaya, sıcak ve güven dolu kucaklaşmalara ihtiyaç duyuyoruz. Karın tokluğu kadar, güven ve şefkat ihtiyacı da biz memeliler için oldukça önemli. 

4. Sorumluluk duygumuz gelişir. 

Hayatta her zaman istediğimiz gibi davranamıyoruz. Özellikle yetişkinlikte gittikçe çeşitlenip çoğalan birçok sorumluluğumuz var. Fakat sorumluluklarımızın bilincinde olmak ve onları yerine getirmek konusunda her zaman çok başarılı olamıyoruz. Hayatın değişkenliğinde, iniş-çıkışlarında çok basit sorumluluklar bile gözümüzde devleşebiliyor. Takdir edersiniz ki bir canlının bakımını üstlenmek de büyük sorumluluk istiyor. Bir canlıya yuva olduğumuzda her gün beslenme ve tuvalet ihtiyaçlarını gözetmek, yürüyüşe çıkmak, aşıları için düzenli veteriner ziyaretleri yapmak, bir rahatsızlıkları olduğunda ilgilenmek gibi birçok sorumluluğu da kabul etmiş oluyoruz. Onların bakımıyla ilgilenmek bu anlamda bize sorumlu olmayı öğretiyor. 

Bu nedenle evcil hayvanlarla büyüyen çocuklarda sorumluluk duygusu daha gelişmiş oluyor. Çok küçük yaştan itibaren kendilerinden başka bir canlının bakımıyla ilgilenmek hem daha sorumlu hem de empati duygusu yüksek bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlıyor. Onları sahiplenmeye karar verdiğimizde kendimize ve onlara bir söz vermiş oluyoruz. Belki fatura ödemeyi birkaç gün geciktirebiliriz, yeterli su tüketmeyi ve sağlıklı beslenmeyi ihmal edebiliriz ama kocaman gözlerle bakan acıkmış dostumuza yemeğini ve suyunu vermeyi ihmal edemeyiz, öyle değil mi? Onlar için bir şeyler yaptığımızda hem bir sorumluluğu yerine getirmiş olmanın tatminini yaşıyoruz, onu mutlu ettiğimiz için biz de mutlu oluyoruz, hem de bu başarmışlık hissiyle birlikte hayatımızdaki diğer sorumluluklara karşı da daha istekli oluyoruz. 

5. Daha motive oluruz. 

pets

Evcil hayvanlar, amaçsız ve demotive hissettiğimiz anlarda harekete geçmek için bize bir sebep sunarlar. Yataktan kalkmakta bile zorlandığımız günlerde, minik dostlarımızın masum gözlerindeki beklenti bize güne başlama motivasyonu verir. Kendimiz için kalkıp güne başlamaya isteksiz olsak bile onların karnını doyurmak, oyun oynamak, yürüyüşe çıkmak için kendimizi bir şekilde ayağa kaldırırız. Bir kez onlar için harekete geçtikten sonra ise her şey gözümüze daha kolay görünür. 

6. Karşılıksız iyilik yapmanın hazzını yaşarız. 

Çıkarsızca başka bir canlının yararını gözettiğimiz, onun iyiliği için karşılıksız çaba sarf ettiğimiz davranışlara altruistik davranışlar diyoruz. Uzmanlara göre bu tür davranışlar bize çok iyi geliyor. İyilik yapmak ve yardım etmek bizi mutlu ediyor, psikososyal ve duygusal olarak güçlendiriyor. Hatta araştırmalar gösteriyor ki bu tür altruistik veya özgeci davranışları sergilememizin altında yatan sebeplerden birisi de bu davranışların ödüllendirici etkisi. Bizden başka canlıları önemsemek ve onlar için bir şeyler yapmanın kesinlikle ait olduğumuz topluluğa bizi yakınlaştıran bir yanı var. Bu tür davranışlar dünyaya olan aidiyet duygumuzu güçlendiriyor. Yani direkt olarak bize bir faydası dokunmuyor gibi görünse de, bazen fedakârlık yaparak minik dostlarımızla ilgilenmek, onları doyurmak, sağlıklarını takip etmek onlar için olduğu kadar bizim için de bir ödül. 

7. Hayatımızı düzene sokarız.  

Büyük bir neşe kaynağı olmalarının yanı sıra, evcil hayvanlar hayatımıza tutarlılık, düzen ve amaç getiriyor. Rutinler günlük hayatımızın büyük bir kısmını oluşturuyor. Her gün tekrar edilen aktiviteler, günümüzü ve genel olarak hayatımızı düzenlemekte çok etkili. Kendimiz için bir rutin oluşturmakta zorlanabiliyoruz zaman zaman. Bir davranışı alışkanlık hâline getirmek için devam etme motivasyonunu uzun süre koruyabilmek kolay değil. Kendimiz için edinmek istediğimiz bir davranıştan vazgeçme ihtimalimiz daha yüksek fakat bizim ilgimize ihtiyaç duyan masum bir canlı için yaptığımız bir şeyden kolayca vazgeçemiyoruz. Onlar için her gün aynı saatlerde aynı şeyleri yapmak ve buna uzun süreler boyunca devam etmek bizim için daha kolay. Her gün evcil dostlarımızın mama ve su ihtiyaçlarını gidermek, kedilerin kumunu temizleyip köpeklerle yürüyüşe çıkmak kendimizi çok motive hissetmediğimizde veya hayatımızın düzensiz olduğu dönemlerde tutarlı bir rutin oluşturabilir. Böylece aslında onların hayatımıza dâhil olmasıyla günlük yaşantımız yapılanmış ve bir düzene girmiş oluyor. 

8. Daha az yalnız hissederiz.

Bir evcil hayvanının olması, günlük hayatında sana eşlik edecek birinin olması demek. Kalabalık bir evde veya tek başımıza yaşasak da, zaman zaman yalnız kalmaya ihtiyaç duysak da, sosyal canlılar olarak iletişim kurmak ve sosyalleşmek bizim için çok önemli. Sosyal çevremizden uzak kaldığımızda ve yalnız hissettiğimizde, aynı evi paylaştığımız evcil hayvanlar bize ihtiyacımız olan sosyal desteği sunabilir. Aynı türün üyeleri olmasak da, aynı evi paylaşan, aynı dünyada nefes alan canlılar olarak paylaştığımız şey çok daha derin.

En yalnız hissettiğimiz durumlarda bile onların her zaman yanımızda olduğunu bilmek güvende hissettiriyor. Sorunlarımız çözülmese de yanımızda onların varlığını hissetmek bize güç veriyor. Aslında onlar da biz üzgün veya keyifsiz olduğumuzda bu durumu hissedebiliyor. Yalnız hissettiğin, keyifsiz olduğun bir anda yanına kıvrılan, varlığıyla ve koşulsuz sevgisiyle zor anlarında sana destek olan bu canlılar bir dosttan farksızlar. 

Onların varlığı, daha aktif ve sosyal bireylere dönüşmemiz için de birçok fırsat yaratıyor aslında. Bize arkadaş oldukları gibi başkalarıyla sosyalleşmemize de yardımcı oluyorlar. Onlar sayesinde parkta, veterinerde, sokakta hayvanseverlerle ve evcil hayvan sahipleriyle paylaşacak bir sürü şeyimiz var. Yorgun bir günün sonunda birlikte kıvrılıp yatabilir, kendi dilinizde sohbet bile edebilirsiniz onlarla. 

9. Doğayla ve kendimizle daha güçlü bağlar kurarız. 

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte medeniyetin de getirdiği sonradan edinilmiş birçok aktivite ve davranış bizi giderek doğadan uzaklaştırıyor. Doğadan kopuk olmak bizi kendimizden de uzaklaştırıyor. Doğada hayvanlarla vakit geçirmek, doğanın insandan çok daha büyük ve birçok zenginlikle dolu olduğunu görmenin en basit yollarından biri. 

Homo sapiens dışındaki hayvanlar bilinçli farkındalık konusunda bizden bir adım ötedeler. Kıyafetler giyip işe veya okula gitmiyorlar, dikkatlerini şu andan uzaklaştıracak finansal veya politik gündemleri yok. Her zaman “şu an”dalar, duyularına daha hâkim ve içgüdüleriyle daha sıkı bir iletişim hâlindeler. İhtiyaçlarını duyup onlara göre hareket etme konusunda da epey başarılılar. Onlarla vakit geçirdikçe biz de dikkatimizi şu anda tutma konusunda çok şey öğrenebiliriz. Onlarla oynadığımız oyunlara bütün benliğimizle dâhil olduğumuzda zihnin yorucu düşüncelerinden ve yargılarından bir süreliğine de olsa uzaklaşır, şu anın sadeliğinde doyasıya dinlenip eğlenebiliriz.

10. Kendimize ve hayata dair birçok şey öğreniriz.

Hayvanlarla kurduğumuz ilişki, insanlarla kurduğumuz ilişkiye hem benziyor hem de benzemiyor. Evet, onlarla kendi dilimizi konuşmasak da aynı dili konuştuğumuz çok an oluyor. Patilerinin dokunuşuyla, cıvıldamaları, havlamaları ve miyavlamalarıyla bize birçok şey anlatırken bizim nasıl hissettiğimizi de anlayabiliyorlar. Onlarla kurduğumuz ilişkilerde aslında birkaç kelimelik komutlar dışında hiçbir şeyi sözlerle ifade etmiyoruz. Sözsüz ama birçok duygu taşıyan bir iletişim geliştiriyoruz aramızda. 

Bizim gibi onların da kendilerine has karakterleri var. Her insan nasıl kendine özgüyse aynı türe mensup diğer canlılar da birbirinden epey farklı aslında. Bazıları daha sakin, bazılarıysa çok hareketli ve oyuncu. Bazıları geveze, bazıları sessiz. Bazıları çok kolay affeder, bazıları ise daha çabuk kırılıp gücenir. Onları tanımak ve ikili ilişkiler geliştirmek bize kendimiz hakkında da çok şey öğretiyor. İçimizdeki sevgiyi, bazen kolayca taşan sabrımızı, onlara karşı hissettiğimiz sıcacık şefkati, onları evde bıraktığımızda sızlayan vicdanımızı bir ayna gibi onlarla ilişkimize yansıdığı ölçüde görebiliyoruz. Hepsi çok özel… Okuyarak, dinleyerek değil, bizzat yaşayarak kalpten öğreneceğimiz deneyimler. Onlardan öğreneceğimiz çok şey var, hem hayata hem kendimize dair… 

Leave a Reply