Bedeninde köklenmek: Bedenin senin evin

Dışarıdasın. Buz gibi bir hava, sert esen bir rüzgâr, yağmur, arabaların gürültüsü, trafik… Hızlı adımlara yürürken bir yandan bir an önce evine dönmenin hayalini kuruyorsun. Ve işte o an… Evinin önüne geldin, kapıyı açtın ve sıcacık evine girdin. Kapıyı kapattın. O hissi tarif edebilir misin? Evine dönmek nasıl bir his? Kendi evinde, sıcacık, rahat, huzurlu, dingin ve güvende olmak nasıl bir his?

Hayatın içinde farklı zorluklarla karşılaşıyoruz. Bu zorlukları zor hava koşullarına benzetebiliriz. İş hayatımız, özel hayatımız, sağlık, romantik ilişkiler, aile içi ilişkiler gibi alanlarda yaşadıklarımız zaman zaman hafif, zaman zaman da daha sert rüzgârların esmesine sebebiyet verebilir. İşte böyle zamanlarda aslında uçuşan zihnimiz, karmaşık duygularımız kendilerine bir “ev” arar. Sıcak, huzurlu ve güvenli bir ev. İşte o ev, bizim bedenimiz. Dışarıda ne olup biterse bitsin, her zaman için kapını kapatıp bedenine, yani evine dönebilirsin. Burası senin en tanıdık, en güvenli limanın. Aslında meditasyonunun bir amacı da “bedenindeki ev hissini güçlendirmek” diyebiliriz.

Bir çınar ağacı hayal etmeni istiyorum senden. Önce yapraklarını hayal et. Uçuş uçuş, havadar, özgürce dans eden yapraklar… Şimdi onları tutan dalları düşün. İnce, uzun, dallı budaklı. Şimdi bu dalların tutundukları gövdeyi canlandır gözlerinde. Geniş, kalın, güçlü, sapasağlam bir çınar ağacı gövdesi düşün. Bu gövde öyle güçlü ve büyük ki buradan gökyüzüne uzanan tüm dalları ve yaprakları hiç zorluk çekmeden taşıyabiliyor. Üstelik hava koşulları ne olursa olsun her zaman sağlam bir şekilde ağacın en uzak noktasındaki yapraklara bile destek oluyor. Peki, bu gövdeyi kim taşıyor? Kim ona bu gücü, dayanıklılığı ve sağlamlığı veriyor? Ağacın kökleri. Bir ağacın ne kadar güçlü ve derin bir kök yapısı varsa o ağaç sert rüzgârların karşısında o kadar dayanıklı kalabilir.

Zor hava koşullarına karşı dayanıklı olabilmek için tıpkı ağaçlar gibi biz de köklerimizin derinliğinden ve gücünden faydalanırız. İşte sen de “köklenme” terimini duyduğunda bu ağaç metaforunu gözünün önüne getirebilirsin. Bu metaforu bedenimizde deneyimleyebiliriz. Bu sayede ihtiyaç duyduğumuz her an bedenimize dönebilir, bedende köklenme deneyimini yineleyebilir ve ihtiyacımız olan stabilizasyon, güç ve dengeyi bedenimizde hissedebiliriz. 

Köklenme, aynı zamanda topraklanma meditasyonu, bedenimizle ve hayatla olan bağlantımızı güçlendirmemizi sağlar. Hepimiz ara sıra zihnimizde düşüncelerin uçuştuğunu, duygularımızın inip çıktığını veya otomatik pilotta hareket ettiğimizi görebiliriz. Tam da bu zamanlarda “Nereden başlayacağım?”, “İpin ucunu nereden tutacağım?” soruları aklımızda belirebilir. İşte köklenme meditasyonu bizi bulunduğumuz ana ve yere çağırır. Burası, aynı zamanda ihtiyaç duyduğumuz dengenin, gücün, güvenin kaynağına bir adım daha yaklaşmamızı sağlar.

Köklenme meditasyonu aynı zamanda beden ve zihin arasında bir köprü kurar ve entegrasyonu sağlar. Bedenin ve zihnin uyumlanması ise hem fiziksel olarak hem de duygusal olarak dengeye gelmemizi sağlar. Yani, zihin ve bedende bir bütünlük hissi oluşur. Bu meditasyonu tamamladıktan sonra sen de kendini daha dengede, daha güvenli ve daha dingin hissedebilirsin.

Köklenmek için yapabileceğimiz bir başka şey ise, yalın ayakla toprağa basmak.

Topraklanma, adı üstünde toprakla temas etmek anlamını da taşıyor. Bedenimizde köklenmemizi sağlayan en önemli organlardan biri ayaklarımız. Yalın ayakla toprağa basmak, en kolay yapabileceğiniz köklenme egzersizlerinden biri. Yalın ayakla toprağa bastığımızda, vücudumuzdaki enerji yükleri dengeleniyor. Bedenimizdeki ritim dengeleniyor, rahatlama ve esenlik hisleri artıyor.

Psikolojik faydalarının yanı sıra araştırmalar gösteriyor ki yalın ayakla toprağa temas etmek, ağrıların azalması, daha iyi bir uyku, otonom sinir sisteminde sempatik tondan parasempatik tona geçiş ve kan akışı düzenleyici etkiler de dâhil olmak üzere birçok pozitif fizyolojik değişime neden oluyor.

Leave a Reply