Yalnızlıkla Başa Çıkmak

Yalnızlıkla ilgili bilmemiz gereken en önemli şey, bunun hepimizin hissettiği bir duygu olduğu. Kaç ya da savaş tepkisi gibi yalnızlık da bir tür olarak evrimimiz boyunca genetiğimizde taşıdığımız bir duygu. Çünkü grup içinde yaşamak, hayatta kalmamızı sağlayan bir durumdu. Yalnızlık, bedenimizin diğerleriyle kurduğumuz sosyal ve duygusal bağlara dikkat etmemizi söyleme şekli. Aktif bir sosyal hayatımız olsa bile, insanların arasındayken dahi kendimizi yalnız hissettiğimiz zamanlarımız olmuştur. 

Aslında, bugünkü gibi bir çağda hiç yaşamadık. Bugünkü kadar diğerleriyle bağlantıda olduğumuz bir dönem geçirmedik. Telefon, e-posta, internet siteleri, sosyal medya uygulamaları ve mesajlaşma programları gibi başkalarıyla iletişim kurmanın artık pek çok yolu var. Ama tüm bunlara rağmen, kendimizi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik. İngiltere’de gençlerin %60’ı sıklıkla, Amerika’da ise tüm yaş gruplarının %40’ı sürekli olarak kendilerini yalnız hissettiklerini söylüyor. Tabii ki bu sadece teknolojiyle ilgili bir durum değil, çünkü sosyal medya özellikle de yeni bir yere taşındıktan sonra arkadaş edinme konusunda çok faydalı olabilir. Asıl konu, şu an elimizde olan bu araçları bizim nasıl kullandığımız. Sorun, bireysellikle ve parlak ekranlarımıza yapışıp kalarak parçası olduğumuz topluluklardan kendimizi nasıl soyutladığımızla ilişkili. Bu süreç, hayatta kalmak için diğer insanların desteğine ihtiyaç duymayı bıraktığımızdan beri süre geliyor. Yavaş yavaş ama kesin bir şekilde daha bireysel bir bakış açısı kazandık. Bu bakış açısının avantajları olsa da bizden pek çok şeyi de alıp götürüyor. 

Yalnızlık ve Tek Başına Olmak

Yalnız olmak ve tek başına olmak arasında net bir fark var. Hepimizin yalnız vakit geçirmeye ihtiyacı var: Kendimizle vakit geçirmek, düşüncelerimizi toparlamak, dinlenmek, enerji toplamak için. Ama kendini yalnız hissetmek bununla aynı değil. Yalnızlık hissi bir boşluk gibi, göğsümüzde hissettiğimiz bir sancı, bir şeyin eksik olduğu duygusu. Ve gerçekten de eksik olan bir şey var. Eksikliğini duyduğumuz şey, diğer insanlarla bağlantıda olmak. Oranı değişse de hepimizin buna ihtiyacı var. 

Yalnızlık zamanla kronik bir duruma dönüşebilir ve sonucunda da sağlığımıza zarar veren bir noktaya ulaşabilir. Yalnızlık bağışıklık sistemimizi zayıflatarak hızlı yaşlanmadan Alzheimer ve kansere kadar pek çok hastalığa sebep olabilir. 

Sosyal açıdan yalnızlık hissine alıştıkça kendimizi sosyal ortamlardan soyutlamaya devam ederiz. Sosyalleştiğimiz zaman kendimizi savunmacı ya da yargılanmış hissedebiliriz ve buna bir tepki olarak kendimizi daha da soyutlarız. Bu, kırması zor kısır bir döngü oluşturur. 

Peki, ne yapabiliriz? 

Kendimizi yalnız hissetmeye başladığımızda durup ne olduğunu anlamaya çalışabiliriz. Kendimizi daha çok soyutladığımızı ya da arkadaşlarımız ve sosyal gruplar tarafından dışlandığımızı ya da önemsenmediğimizi fark edebiliriz. İşte, yalnızlık sürecinin başladığını hissettiğimizde yapabileceklerimiz. 

Durumu fark et ve kabulen 

Kendini yalnız hissetmek normal bir durum. Hepimiz zaman zaman böyle hissederiz ve bu, utanılacak bir şey değil. Yalnızlık, kişi ayırt etmeksizin herkesin başına gelebilir. Her zaman havalı kişilerle çevrili olan dışadönük kişilerin bile yalnız hissettiği anlar vardır. Yalnızlığın farkına var ve kendini nasıl hissettirdiğine bak. Bu histen kaçmaya çalışma ve yargılamadan sadece gözlemle. Unutma bunu hisseden tek kişi sen değilsin.

Topluluk Hissi 

Bazen kendimizi yetersiz ya da hiçbir yere ait değilmişiz gibi hissedebiliriz. Ama aslında bu doğru değildir. Dünya üzerinde 7 milyardan fazla insan yaşıyor. İstatiksel olarak bazılarının seninle ortak ilgi alanları olmalı. Bugün teknoloji sayesinde seninle ortak zevklere sahip kişileri bulabilirsin. Kendi tercihlerini, özelliklerini ve zorlandığın noktaları belirleyerek işe başla. Sonra da seninle benzer özellikleri taşıyan insanları aramaya koyul. Binlerce arkadaşının olmasına gerek yok. Sadece seni olduğun gibi sevecek ve sana değer verecek birkaç iyi arkadaşının olması yeterli. 

Kendine ritüeller oluşturup onlara sadık kal

Ritüeller her topluluğun ortak noktasıdır. Her Pazar kiliseye gitmek gibi çok geleneksel ritüelin yanı sıra her hafta sonu aileyle yemek yemek ya da her Cuma arkadaşlarınla bir şeyler içmek gibi aktiviteler olabilir. Ne olduğu fark etmez. Bir tane ritüelinin olması ona katılan insanların hayatlarında büyük bir fark yaratabilir. Bu bize; kabullenilme, aidiyet ve özellikle de sevgi hissettirir. Bunlar hepimizin ihtiyaç duyduğu şeyler ve yalnızlık hissini azaltmada çok etkili yöntemler. 

Her zaman olduğu gibi bu konu hakkındaki düşüncelerini duymak isteriz. Kendini sıklıkla mı yoksa zaman zaman mı yalnız hissediyorsun? Düşüncelerini ve bu konuda uyguladığın yöntemleri bizimle paylaş. Haydi aşağıda yorumlar bölümünde bir sohbet başlatalım!

Referanslar: 

https://www.mentalhealth.org.uk/sites/default/files/the_lonely_society_report.pdf

https://www.multivu.com/players/English/8294451-cigna-us-loneliness-survey/docs/IndexReport_1524069371598-173525450.pdf

https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/spc3.12087

Bir cevap yazın