Can Suyu

*“Bu makale Meditasyon app tarafından gerçekleştirilen 8 haftalık stres yönetimi programı sonunda kaleme alınmıştır.

Kendime öyle bir hediye verdim ki; eşsiz ve benzersiz, kocaman ve uçsuz bucaksız, her an benimle ve hareket halinde, canlı ve esnek… Ben kendime can suyu verdim, avuç içlerimle sunduğum suyu nefesimle yudumladım.

Sekiz haftalık “Stres Yönetimi Programı”nı tamamladığımda hissettiğim tam anlamıyla buydu. Kulağımdaki zarif ses bana “Kendine teşekkür et” derken ben “Kendime can suyu verdim” deyiverdim. Bu ifadenin edebi söyleme meyilli olmamla bir ilgisi olabilir ancak edebi bir yönelimin olmaması bu hissiyatı engellemiyor. Can suyu, yeni bir hayat, başka bir kimlik veya bakış açısı… Özünde hepsi aynı anlama varıyor: kendimle gerçek ve canlı bir bağ kurmak.

Zihnimde bir yerlerde “can suyu” ifadesi belirdi; mevsimlerle birlikte sıcaklığı da şiddeti de değişebilen ama her zaman akan bir su.

Sabahları buluştum içimdeki kaynakla. Beni öyle esnetti ki, son meditasyonumda yatağımın içindeydim! Başlarken kurallarım vardı, misal her zaman bağdaş pozisyonunda oturuyor olmak gibi. 8 hafta sona ererken ise rahat oturuşun – dik olmak paydasında – herkese göre şekillenebileceğini anladım. Programın ortalarında dizimdeki rahatsızlık nedeniyle sırtımı duvara yaslayıp bacaklarımı uzatarak meditasyon yaptığım da olmuştu. Yalnız arada büyük bir fark var; biri mecburiyet nedeniyle idare etmek, diğeri öz sevgimle kendime şiddet uygulamamak: “Hava soğuksa yorgandan meditasyon için faydalanabilirim.”

Nefesimle buluştum içimdeki kaynakla. Sekiz haftalık program öncesinde düzenli olmasa da meditasyon yapıyordum ancak asla nefesimle kalamıyordum. Nefesime odaklanmak benim için sıkışma hissi, kalp atışlarımın hızlanması ve panik atağa giden yola giriş demekti. Çapam avuç içlerimdi. Avuç içlerime odaklanmak bana yaşadığımı ve orada olduğumu hissettirir. Can suyumun kaynağı orasıymış şimdi anlıyorum. Dikkatimi kendimi zorlamadan nefesime vermeye başladım. Başlangıçta benzer fiziksel tepkiler beraberinde geldi, ancak zamanla göğsümdeki açılma ve karnımdaki içe çekilme, çarpıntı ve sıkışmayı geride bırakır oldu. Olmayabilir miydi? Elbette olmayabilirdi. Ben sadece ön yargısız denemenin nasıl kıymetli meyveler sunabildiğini gördüm. Çapam yine avuç içlerim, onlar benim can suyumun kaynağı. Şimdi biliyorum ki bir gün bedenimi terk edecek olurlarsa nefesim var…

Ne derler bilirsin “Büyük lokma ye, büyük söz konuşma!” Çünkü hayatın ne getireceği bilinmez, çünkü sürprizler hiç bitmez. Lakin kendime verdiğim bu hediyenin daha kıymetlisinin olmayacağını iddia ediyorum! Varlığımla temas kurmak, içimden geçen ifade gibi ona can suyu vermekle eşdeğer. Yapraklarım dökülür, çiçek veririm, solar yeniden açarım; ancak hiçbiri, benliğim özde var olmadıkça gerçekleşemez. Var olmanın çağrışımı sadece yaşıyor olmak değil, farkındalıkla yaşıyor olmak ise sen de kendine can suyu vermeye hazırsın demektir.

Meditasyonu böylesi özel kılan biraz da kendime tüm bunları sadece benim yaşatabiliyor olmam. Hangi çok sevdiğim kişi avuçlarıma can suyumu dökebilir ki? Destek olmak yoluyla ellerini uzatabilir, ki evet insan olarak bir ihtiyaçtır bu; ancak bir başkasının lokmayı ağzıma atması veya çok sevdiğim çikolatanın tadıyla baş başa kalmamı süreklilikle sağlaması olanaklı görünmüyor. Rehberlik edebilir fakat sürekliliği sadece ben sağlayabilirim.

Neyi başardım ben böyle! Sekiz hafta boyunca yılmadan, zihnimin oyunlarına kanmadan, gördüklerim her ne olursa olsun kendimle oturmaya devam ettim. Öyle sabahlar oldu ki, ruhumda kanayan yaraları kapatmak için yorganı daha da çektim üzerime. Ertesi günün ışığında ise kaldığım yerden devam ettim. Düzenli yapılan meditasyon beynimde yeni sinir yolları, amigdalamda yeni ve pozitif duygu anıları kaydetti çünkü. Kendi irademle kendime can suyu verdim. Bunun ihtişamını hissetmek ne lütuf…

Hayat güllük gülistanlık olmamıştı, ben hem içimdeki hem çevremdeki tarlaları daha berrak görür olmuştum sadece. Gözlerimde lenslerim hâlâ duruyor; ama ben bir kaç milim daha iyileşmiş hissediyorum görüş alanımı.

Şimdi niyetim, 8 haftalık eşiği aşmış olmanın gururu ve şükrü ile ömrüme yeni 8 haftalar eklemek. Ruhum ya da bedenim acırken üzerime ağır yorganlar çektiğim sabahlar olacağı malum; ama artık bildiğim bir şey daha var: yatakta da meditasyon yapmak mümkün!

Bir cevap yazın